YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE

reklam
25 Mayıs 2016 0
reklam

Savaşlar her zaman zenginlik paylaşımlarındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanır. Her savaşın sonunda galip gelenler kendi düzenlerini kurarlar.

Dünyada iki tür düzen vardır; biri gücün haklı yapıldığı düzen; diğeri, hak ve adaletin haklı yapıldığı düzen.

Dünyadaki güç dengeleri bir tahterevalli gibidir. Tahterevallinin iki bineği vardır; biri ağır gelir, yere inerse, diğeri hafif gelmiştir ve yukarı çıkacaktır.

Dünya hakimiyeti kuran devletlere baktığınızda OSMANLI nın apayrı bir yerinin olduğunu görürsünüz.

Osmanlıdan önceki ve sonraki dönemlerde oluşan imparatorlukların FARKLILIKLARI YOK ETME üzerine kurulu olduklarını, Osmanlıda ise FARKLILIKLARI UYUM VE BARIŞİÇİNDE YAŞATMA üzerine kurulu olduğunu görürsünüz.

600 yıl hükümran olduğu coğrafyadaki en küçük azınlığın dahi telef olmaması ve günümüze kadar yaşayıp gelmesi bir tesadüf ya da zaafiyet olarak düşünülebilir mi.

Osmanlıdan sonrasına baktığınızda, açıkça görülen şey, gücü eline geçiren devletlerin girdikleri yerleri kuruttukları ve nesillerini yok ettikleri gerçeğidir.

Amerika ve Afrika kıtasına giden Avrupalılara bakınız. Bu vahşi batı insanı, orada yaşayan insanları insan olarak görmeyi bırakınız, hayvanları kadar bile değer vermediklerini görürsünüz.

Yüz-iki yüz yılda Amerika’da yerli nesil bırakmadılar yaşayan. Afrika’daki yerli neslin yarısını yok ettiler, yarısını da köleleştirdiler.

Kölelik geleneğini zirveye çıkaran bugünkü vahşi batı uygarlığıdır.

Batının düzeni tamamen güce dayanan bir düzendir.

Batı, tüm yaptıklarını daha da güçlü olmak için yapar.

Osmanlı gittiği her yere medeniyet ve hizmet götürmüş, karşılığında hiç bir menfaat elde etmemiştir.

Zenginleşmeyi değil, ilay-ı kelimetullah yolunda kahramanlığı ve gönüller fethetmeyi hedeflemiştir.

Batılılar ise gittikleri her yerin altını da üstünü de sömürmeyi, insanlarını köleleştirmeyi ve sömürü düzenlerini de ebedileştirmeyi hedeflemişlerdir.

Bugün, batılı devletlerin her zenginliğinde milyonlarca mazlumun kanı, canı, teri ve emeği vardır.

Batı, tüm servetlerini devretse dahi, yok ettikleri değerlerin sadakasını bile ödemiş olamaz.

BU ZENGİNLİK NEREYE KADAR SÜRECEK?

Batılı devletlerin bu zulüm düzeni nereye kadar sürecektir. Yüksekte olanların düşmesi daha kolay olur.

Gücünü haktan almayan her zulüm düzeni her an yıkılıp yok olmayla karşı karşıyadır.

304 yıl Avrasya’nın kuzeyinde imparatorluk kuran Rus Çarlığının Romanov Hanedanı, en güçlü döneminde halkının ayakları altında ezilip yok oldu gitti.

  1. dünya savaşında Avrupa’da ve Kafkasya’da karşısındakileri ezip geçen Rus ordusu, fakirleştirilmiş Rusya köylülerinin başkaldırısı karşısında mağlup oldular.

Romanov hanedanını bitiren en önemli unsur, ülkelerindeki haksız kazanç ve gelir adaletsizliği idi.

Zengin daha zengin, fakir daha fakir oluyor, zenginler şehirlerde keyif çatarken, fakirler cephelerde can alıp can veriyordu.

İşte buna isyan eden halk, devletler yıkan çarı yıkıp, çamur deryasına gömdüler.

2.dünya savaşı öncesinde, Hitler Almanya’sı, dünyanın en güçlü ordusuna ve en ileri teknolojisine sahip oldu.

Elde ettiği bu gücü, yeni bir dünya sömürü düzeni kurmakta kullandı.

Kendisine diğer sömürgeci devletlerin verdiği paylarla yetinmedi ve dünyanın tamamını istedi.

Bunun üzerine tüm yamyam, vahşi, cani milletler topluluğu Hitler Almanya’sının tepesine üşüştü ve Hitleri boğup, yok ettiler.

Sonrasında kendi sömürü düzenlerini kurdular.

Bugünkü dünya düzeni dediğimiz düzen hak ve adalete dayalı bir düzen değil, gücü elinde bulunduranların sömürme ve paylaşma üzerine anlaştıkları bir düzendir.

Bunu kimse de saklamıyor zaten.

Tüm dünyaya demokrasi ve insan hakları dersi veren bu ülkelerde yaşananlara ve bu ülkelerin dünyada yaşattıklarına baktığınızda iğrenç yüzlerini kolayca görebilirsiniz.

DÜNYA BEŞTEN BÜYÜK MÜ? KÜÇÜK MÜ?

Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, dünya beşten büyük müdür? değil midir?

Matematiksel olarak elbet ki dünyadaki 204 devlet içinde 5 devlet olan bu çağdaş sömürgeci devletler küçüktür.

Ama bu beş devlet, 2. dünya savaşının galip devletleridir ve dünyadaki tüm toprakları ve toplumları sömürmek üzere kendi aralarında paylaşmışlardır.

Bu beş devletin birinin dahi reddettiği bir adımı dünya bir araya gelse atamaz.

Bu beş devletin kendi payındaki alanlarda ne yapacağını, nasıl bir köle düzeni oluşturacağını sadece ve sadece kendisi bilir ve yapar; bir başkası ona karışamaz.

Bunlar dünyanın beş kabadayısı, beş zalim köy ağası, beş caniler çetesidir.

Maalesef dünya devletlerinin bunlar karşısında bugün için yapabileceği fazlaca bir şey de yoktur.

Bu devletler, kendi içlerinde de zulüm düzeni kurmuşlar, kendi halklarına da zulmetmekten çekinmemektedirler.

Yani, bunlar kendi halklarını kullanarak zulümlerini dünyaya yayarken, kendi halklarının da haklarını yemekten çekinmemektedirler.

Tıpkı RUS ÇARI ROMANAV HANEDANI GİBİ.

Bizans’ı hortlatmak hedefini gösterirken halkı inim inim inletip, savaştan savaşa sürükleyip, kendileri sırça köşklerde kokteyller veren.

BU ZULMÜN ZEVALİ OLMAYACAK MI.

Zulüm ile abad olunmaz. Her zulmün bir sonu vardır elbette.

En zirvede olduklarını sandıkları bir zamanda yıkılmaları mukadderdir.

En yüksek nokta, düşüşe en yakın oldukları noktadır.

Tarih nice yıkılmaz sanılan zulüm saltanatlarını çöplüğüne atıp geçmiştir. Bu dünyadan nice nemrutlar, firavunlar, çarlar ve voyvodalar gelip geçmiştir.

Bugünkü bu zulüm düzeni de HAKKIN KARŞISINDA ELBETTE ZAİL OLUP GİDECEKTİR.

DÜNYANIN UMUDU NEDİR?

Dünya mazlumlarının bir tek umudu vardır. O da TÜRKİYENİN YENİDEN ESKİ BARIŞ-HUZUR VE REFAH ROLÜNÜ ÜSTLENMESİDİR.

İşte onun için el uzattığımız her coğrafyadan sevinç ve umut gözyaşları ile ıslanmaktayız.

NASIL BİR MÜCADELE VERMELİYİZ?

Bugün batının eriştiği teknoloji karşısında aynı noktadan hareket ederek onların zulüm düzenlerini yıkmamız mümkün değil.

Halit Bin Velid taktiği ile savaşarak yıkamayacağımız cephenin arkasından dolanmamız gerekmektedir.

Her devlet insanlarla ayakta duracaktır.

Her insanın bir vicdanı vardır.

İşte biz bu vicdana hitap etmesini bilerek, herkeste var olan bu yüce duyguyu öne çıkarıp, harekete geçirmek zorundayız.

Lenin Rus çarlığını halkın barış, huzur ve refah taleplerine önderlik ederek yıktı.

Sovyet saltanatı, Afganistan’da ölen Rus çocuklarının analarının gözyaşları ile yıkıldı.

Onun için Amerika ve Avrupa savaşı kendi topraklarında yapmıyor.
Onun için Amerika savaşları kendi haklarından kurulu ordularla yapmıyor.

Ortadoğu’da Kürt anaların çocuklarını kullanmayı öğrendi.
Bu bize çok yabancı bir taktik de gelmiyor.

İngiltere de Çanakkale önlerine getirdikleri askerleri, Avustralya ve Hindistan’dan para vaatleriyle toplamamış mıydı?

İşte biz, bu milletlerin sağduyularına hitap eder, onların çocuklarının bu caniler hesabına askere gitmemelerini ve sömürü düzeninin çıkar savaşlarına katılmamalarını sağlayabilirsek, işte o zaman birinci raundu kazanmış olacağız.

İkinci raunda onlar satın aldıkları ya da kiraladıkları askerlerle değil, kendi toplumunun insanlarıyla çıkmak zorunda kalacaklar ve evlat acısıyla tanışacaklardır.

Bu onların gerçek acıyla yüzleşmesi demektir.

Bundan sonrasında analar konuşmaya başlayacak ve sömürgeciler kendi halklarıyla karşı karşıya geleceklerdir.

Üçüncü raunt, tüm dünya mazlumlarıyla kucaklaşmak olmalıdır.

Gönül coğrafyamız sadece İslam toplumlarını değil, tüm dünya insanlığını kucaklayabilecek kadar geniş tutulmalıdır.

Her söylemimiz, sadece Müslümanların hak ve hukukunu değil, tüm dünya insanlığının hak ve hukukunu savunma üzerine olmalıdır.

İnsanlık adına öne çıkmalıyız.

İnsani değerleri her platformda en öne koymalıyız.

İLERİ TEKNOLOJİ ÜRETEN TEKNOLOJİ

Tüm bunları yaparken de mutlaka ve mutlaka ileri teknoloji üreten teknoloji yatırımlarına öncelik vermeliyiz.

Bizim genlerimizde lüks ve israftan kaçınmak vardır.

Bunu hayatımızın her safhasına hakim kılmalı, kılı kırk yarıp öyle harcama yapmalı, tüm kaynaklarımızı ileri teknoloji üretmeye harcamalıyız.

Bizim bir tek lüksümüz olmalı; ileri teknoloji üreten teknoloji yatırımı lüksü.

Her medeniyet, ilimle irfanla büyür ama güçle korunmak zorundadır.

Hak için adalet için, refah için, tüm dünya insanlığının huzur ve saadeti, sulh ve selameti için bizim YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYEYİ inşa etme mecburiyetimiz vardır.

YENİ DÜNYA DÜZENİ BİZİM KURACAĞIMIZ İNSANİ DÜZEN OLMALIDIR.

AHMET KARAKAŞLI

reklam
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

reklam

reklam