ÖNYARGI=PEŞİN HÜKÜM

“Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha güç “
Albert Einstein

Aslında söze pek de hacet yok, Einstein ne de güzel tanımlamış “önyargıyı” diyeceğim ancak işimiz kelimeler… E malum yazmadan, söylemeden ifade edemeyiz hissettiklerimizi dolayısıyla bize burada düşen görev yazmak.

Evet girişimizden de anlayacağınız üzere bugün ki köşemize peşin hükümlü olmayı (önyargı) taşıdım. Dilerseniz önce önyargının kelime anlamına bakalım. Önyargı; bir durum ya da kişinin aleyhine bazen ise lehine olacak şekilde oluşmuş bir kanaati ifade eder. Genelde negatif bir tutum olarak belirtilir.

Ve ne yazıktır ki halk arasında öylesine yaygın ki, on kişiden en kötü 8’inde görülür. Önyargıların altında toplumsal tabular yatar. Bölgelere, kentlere, hatta ülkelere göre değişiklik gösterir. Kimi toplumlarda ağır yargılamalar, büyük sonuçlar doğurur etkisi uzun sürelidir, kimisinde ise sadece dost sohbetlerinde ele alınır orada konuşulur ve kapanır gider.

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde ayrımcılık, hukukun, siyasetin, eğitimin ve gündelik dilin bir parçasıdır. Türkiye’de ise ayrımcılık konusunda gerek sosyal bilim literatüründe, gerekse hukuksal alanda derin bir boşluk vardır. Bunun sebeplerinden biri, Türk modernleşmesinin birlik-beraberlik ideolojisi altında homojen bir nüfus yaratma idealidir.

İnsanlar önyargıları sosyalleşme içinde öğrenir. Sosyalleşme ise ilk ailede başlar. Aile yapımızdaki insanların bakış açısı bizim topluma bakış açımızı etkiler ister istemez. “Aykırılıklar” önyargının en büyük besin kaynağıdır. Aykırılık diyorum da kime göre neye göre orası da tartışılır.  

İnsanlar çoğu zaman dış görünüşe göre karar verirler, bu bir nevi kişinin tercihlerine saygısızlıktır. Uzun saç, küpe, erkeklerde bir dönem aykırılıktı. İpsiz sapsız insanların işi gibi algılanır böyle insanlara temkinli yaklaşılırdı. Zaman ilerledikçe, alışkanlıklar değiştikçe bu yargı kırıldı ve profesörlerin bile kulağında küpe görmeye başladık. İpsiz sapsız diye nitelendirdiğimiz o küpeli, uzun saçlı insanlar, bilim adamı, doktor, avukat oldu.Yani sözün özü küpesiyle, saçıyla yargıladıklarımız, yeri geldi bizi aklıyla dövdü.

Önyargı denilince akla sadece olumsuz bir durum da gelmemelidir. Bazen olumlu bir şekilde ön yargıda bulunabiliyoruz. Örnek vermek gerekirse; çocuğun olmayan bir yeteneğini çocuğa varmış gibi adapte edip büyük beklenti içinde bulunabiliyoruz. Bu önyargı iki tarafı da hüsrana uğratır ve olmayan yeteneğine inandırılan çocuk kendine bu dayatma ile özgüvenini kaybetmeye kadar giden olumsuz sonuçlara varabilir. Kişinin asıl yeteneği olan alanı bulmasını ya tamamen kaybettirir ya da geciktirir. Olumlu olarak düşünülen bir netice geri dönüşümü mümkün olmayacak kadar ciddi ve olumsuz boyutlara ulaşabilir.
Bir bebek yılandan korkması gerektiğini bilmez, bu olgu zamanla ona öğretilir ve yılan ona zarar vermese dahi korkması gerektiğini bilir. Yani önceden öğretilmiş korkular, davranış ve tutum kişinin peşin hüküm vermesine sebep olur. Bunun neticesi ise herkese önyargı ile yaklaşan kişilerin artmasıdır.
Tabiî ki doğru ve yanlış anlatılmalıdır fakat kişi kendi yargılarını katmadan objektif bir şekilde anlatım yapmalıdır. Dinlediği konunun olumlu, olumsuz yanlarının ayrımı kişiye bırakılmalı, doğruya, yanlışa kendisi karar verebilmelidir.
Aksi takdirde kişiye benimsetilen görüşler onun gelecekte ne istediğini bulmasını zorlaştırır. Kendi düşündüğü değil de başkalarının görüşleri doğrultusunda hareket eder ve bu da kişinin kendini doğru ifade edememesine kadar gider. Bu tutum insanların karşılıklı olarak güven duygusunu da zedeler.
Önyargı ile yaklaşılan kişi kendini kötü hissedebilir ve ona karşı sergilenen bu saygısız davranış biçimi yaşantısını olumsuz etkileyebilir.
Aslında önyargılarımızdan kurtulmak mümkün bunun ön koşulu; Önyargılarımızın farkına varmak, sonrasında ise bunların sebeplerini düşünmek, önyargılı olabileceğimiz konuyu araştırmak, konuyu farklı bakış açılarından ele almak kendimizi kalıpların dışına çıkmaya zorlamak, her türlü fikre açık olmak, önyargının vereceği zararların çarpan etkilerini düşünmek gibi etkileri uygulamaya çalışarak yargılarımızı yönetmekle bunun üstesinden gelebiliriz
Yukarıda yazdıklarım basit gibi görünse de konu uygulamaya gelince ne yazık ki sonuca ulaşmak o kadar da kolay olmuyor. Çünkü insanlar alışkanlıklarından vazgeçmek istemiyor. Beynimiz ve algılarımız kalıpları ve tembelliği seviyor.
Bireysel, toplumsal, ülkesel olarak önyargıların oluşmasını istemiyorsak, başkalarının bizlerle ilgili önyargılı davranışlarını pekiştirici davranışlarda bulunmamamız gerekiyor.
Ayrıca, önyargılarımız nedeniyle neler kaybetmiş olabiliriz? sorusunu da kendimize sorabilmeliyiz. Her gün hayatın her alanında çeşitli konularla ilgili kararlar verirken, bu kararlarda önyargılar ne kadar etkili bunu düşünmek gerekmez mi sizce de ne dersiniz?
Ünlü düşünür Mevlana’nın sözleriyle makalemize son vermek sanırım en doğrusu olacak;

“Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörürlükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
MEVLANA

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kezban Selçuk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi