BAĞNAZLIK…

Gereği yapılmayan ve uygulanmayan, adı her ne olursa olsun, belli bir düşüncede ahkâm kesmekten ibaret bir hayat tarzı, akıntıya kürek çekmek gibidir… Bir düşünceye aşırı derecede ve sorgusuz-sualsiz körü körüne bağlanmak ve bunun dışındaki fikirleri önyargı ile düşünmeden, algılamadan reddetmek… Sadece görebildiği sandığı bakış açısından bakıp bağnaz/yobaz/tutucu/mutaassıp olmak…1932-1938’den 1970'lere kadar süren Türk Dil Devrimi sürecinde Arapça ‘mutaassıp’ sözcüğünün karşılığı olarak oluşturulan sözcüktür, ‘bağnaz’… Bağnaz/yobaz/tutucu, gelişmeye karşı olan, geçmişe saplantı halinde özlem duyan, hoşgörüsüz ve katı olan kişidir… Bağnazlık ve kurnazlık arasında üçüncü gözle görülebilen bir köprü var… 15 Ağustos 1935’te Adolf Hitler’in Alman-Yahudi evliliklerini yasaklaması, bağnazlığa güzel bir misâl… Bağnazlık… Tutsak mı, tutucu mu, tutkun mu, suskun mu olalım? Dilimizi tutup hakkı haykırmaya tutkun mu olalım? Entelektüel/aydın/münevver olabilmek; hakkı hakça söylemeyi, her daim hakkı tutmayı, haklıyı tutmayı, hakça paylaşmayı, hak yememeyi, hakkını ve haddini bilmeyi, hakkı aramayı, haklının yanında durmayı, Hakk’a tutkun olmayı ve elimizi taşın altına koyup taş üstüne taş koymayı gerektirir…

Meselâ, illâ ‘Türkçesi olsun’ diyen bir yaklaşım… Ne hikmetse dilimizdeki batı kökenli sözcüklere ve slogan haline gelen söylemlere aynı duyarlılığı göstermede etkisiz ve vurdumduymaz kalınan yaklaşım… Dünyanın her yerinde aynı sözleri söylediğinizde anlaşılan bir çağrı var: Ezân… Bu çağrının maksadını ve anlamını bilmeyen birini gösteremezsiniz. Bu çağrıyı farklı dillerde dillendirirseniz, evrenselliğini yok eder ve anlaşılamaz hâle getirirsiniz. Elbette Türkçe anlamını tam bilelim… Hatta farklı dillerdeki anlamlarını da… Birden fazla dil bilmek, meselelere daha farklı perspektiften/zâviyeden bakabilmek demek… Bilimdeki evrenselliği, işimize gelmediği durumlarda ırkçı söylem hâline getirmek, ucuz söylem… Önemli olan, Türkçemizi doğru, güzel, etkin ve uygun konuşmamız, yazmamız… Varlığımızın, kimliğimizin ve bekamızın teminatıdır, Türkçemiz… Çinli filozof Konfüçyüs’e: “Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” diye sormuşlar. O da: “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yoldan sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” demiş… ‘No problem’ demekte sakınca görmeyenler, belki de farkında olmadan farklı ve kasıtlı bir tahribatın gönüllü görevlileri olmaktalar… Dinin gereklerini tatbik edemeyen biri, nasıl oluyor da din hakkında tam yetkili ve bilirkişi ağzıyla söz sarf edebiliyor? Bu yapıldığında, içi boş olan söz kırıntılarını bir araya getirmekten öte bir iş yapılmış olmuyor, aslında... Bir hastalık konusunda bile birkaç doktorun bir araya gelip ortak bir karar vermesiyle tedavi sürecinin başlaması söz konusu iken, hangi engin tecrübe ve bilgi birikimi ile buna cüret ediliyor? Bu yapılan, yobazlık/bağnazlık… Yobazlık/bağnazlık, sadece dinde değil; bilimde de söz konusu… Haddin bilinmesi önemli… Necip Fazıl Kısakürek, “…Devlet ve Milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah’ın Kur’an’ında ‘belhüm adal’ (Tîn sûresi, 4. âyet) dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk’ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören...” diyerek bağnazlık konusunda önemli bir tespitte bulunmuş…

Farklı fikirlere tahammül ederek sevgi diliyle, gönül diliyle güzel Türkçemizle görüşümüzü, düşüncemizi dillendirmeliyiz… Muhataplarımıza karşı beyin ve gönül süzgecinden geçirdiğimiz sabırlı, hoşgörülü, bir üslup kullanmalıyız… Kısacası, doğru ve etkili iletişimde; teknolojiyi, kelimeleri, gönül dilini ve vücut dilimizi, doğru, etkili ve güzel kullanmalıyız. Selam, sevgi ve saygılarımla.

Muzaffer ÇEVEN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Çeven - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.

02

Muzaffer Çeven - @Justice 01 nolu yoruma cevabı: Bağnazlığa karşı yaklaşım olan bağnazlık içeriği doğru, bağnazlık olan sorgulamasız yapılan yorum da ikinci doğru... Saygılarımla.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 16 Ağustos 12:36


Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi

Anket Sizce Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?