BEYİN-GÖNÜL FIRTINASI - KENDİMİZE EGEMEN OLMAK…

Kendimize egemen olmak, öfkemizi, korkularımızı, endişelerimizi, tutkusal, içgüdüsel hazlarımızı, intikam alma, kin besleme, nefret vb. duygularımızı kontrol edebilmemiz demek… Önemli olan, bizi kontrolü altına alan duygu ve düşüncelerle baş edebilmek… Beyaz kâğıda beyaz kalemle yazılmış, rengi beyaz olan yazıları bir görebilseydik, bizi biz yapan değerlerin bir farkına varabilseydik, kim bilir belki o zaman, kendimize hâkim/egemen olabilirdik… Nefse egemen olamadan neye egemen olabiliriz ki… “Sana gelen iyilik Allah‘tan, her kötülük ise nefsindendir.” (Nisa 79)… Her ne isek, muhataplarımızı değerlendirirken, aslında kendimizi onların aynasında görürüz… Kendini uzman ya da etkin ve yetkin gören bu zavallı mantık ile neyi ne kadar ve nasıl anlayabiliriz? Düşünce çilesini çekmeden, empati yapmadan, kendimizi aynada dev görmeye devamdır bu… Yanmak ve pişmek lâzım... Kendimize egemen olmak, aklımızı kiraya vermemeye bağlı… Özümüze, sözümüze egemen olalım ki, Millî egemenliğimiz olabilsin… Egemenliğimizi yitirmemek ve sürdürülebilir kılabilmek, bilgili ve donanımlı olmamıza ve en önemlisi öz değerlerimize sahip çıkmakla mümkün. Bunun için içimiz, dışımız bir; özümüz, sözümüz bir olmalı… Her zaman doğruyu söylemeliyiz; kendimize zarar geleceğini bilsek bile… Dahası, başkalarından geçinmemeliyiz… Bizi her yerde güçlü kılandır öz değerlerimiz, gönlümüz ve dilimiz… Bu sayede, kişisel egemenliğimizi ve sonrasında millî egemenliğimizi koruyup var olma mücadelemizi sürdürebiliriz…
Kendimize egemen olmak, başta kendimizle ve sonrasında başkalarıyla doğru ve etkin iletişim kurabilmemizin sihirli anahtarı… Bu, öfke kontrolü ve stresle baş edebilmek demek… Bu, birine karşı olmak körlüğünü ve saplantı fikirleri bir tarafa bırakabilmek demek… Alıntı ve basmakalıp sloganları aşıp üçüncü gözle görebilmek demek… Sözüm ona karşıt olmayı mârifet hâline getirmiş ve bunun sözcülüğünü yapan sözcülere söz geçirebilmek, deveye hendek atlatmaya eş değer bir durum… Terörü lanetlemek zahmetine katlanmadan, ‘ayakkabı numarasını bilen’ istihbarata akıl verme çabasına girişmek, güya akıl yürütüp akıl vermeye çalışmak, teröristin elini kolunu sallayarak ülkemize nasıl girdiğini sorgulamak, eğer hainlik değilse, nasıl bir gaflet? Eleştiri ya, yeter ki millî duruş hareketine bir gönderme yapılsın… Nasıl bir nefret bu? Bu, fikir olamaz… Kimse merak etmesin, fikir zannedilen küfür ile hakaret ile yapılanlar, elbette bir gün bunu hüner zannedenlerin varsa yüreklerine dokunacaktır… Kendini Kaf dağında gören zihniyet, önce kendine egemen olmalı… Meselelere bilindik sözcü ağzıyla bakmanın dışında, her türlü bilgiyi sorgulayarak, araştırarak, okuyarak, kendini sürekli geliştirerek, doğruyu bulmaya çalışmalı, insan… Deve kuşu gibi kafaları kuma gömerek ve önüne konulanı fikir zannederek hangi doğru sonuca ulaşılabilir? Düne kadar bahçeli-bahçesiz ev derdinde olanlar bohçalarında hiçbir şey kalmayınca bisküviyi çaya bandırma benzetmesiyle dik duruşu ayağa düşürmeye ve millî çıkarları her şeyin üstünde tutmayı, basite indiremezler… Türk olmak, ‘ne mutlu’ demekle hâlledilebilen bir bilmece değil… Türk olmanın bir bedeli var… Soylu davranmak, Türk’e yaraşan vakar ile olur… Türk olmak, cesaret işidir… Türk olmak, şefkatli olmayı gerektirir… Türk olmak; tek yürek bir Millet olabilmektir… Tek Bayrak… Tek Vatan… Tek Millet… Tek Devlet… Türk olmak, ırkı ne olursa olsun her insana eşit ve âdil davranabilmektir… Türk, Kürt, Laz, Çerkez… Hepimiz Türkiye sevdalısıyız… Kadim medeniyet değerlerimizin temsilcileriyiz… Biriz, hep birlikte biziz… ‘Türk’ sözcüğünü genlere havale etmek, genlere takılı kalmak zavallılıktır… İşin ucuz tarafına bakıp, yapılan ve başarılan her bir millî çalışmayı küçültme söylemleri, dış mihrakların ve ülkemizin dirliğini birliğini istemeyenlerin sözcülüğünü yapmakla eş değer bir durum… Silkelenelim, kendimize gelelim… Kendimize egemen olalım… Yoksa bize egemen olmak için zayıf düşeceğimiz anı kollayan çakallara yem oluruz…
Yapboz oyunu… Her parçayı yerli yerine yerleştirmeden, bütünü görebilmek zor… Eğrisiyle doğrusuyla her konuyu her cihetten değerlendirerek doğru sonuca ulaşabiliriz… Hayat öpücüğü (sunî/yapay solunum) ile tâciz öpücüğünü ayırt edebilmek, ferâset sahibi olmaya bağlı… Karşıt/muhalif olmak, hakkı gözetmek adına ise baş tacı… Yok, eğer, ‘gözünün üzerinde neden kaşın var’ diye yapılıyorsa gerçekten son derece acı… Tuzu kuru olanların sosyal medyada yaydıkları alıntı sözler ve eleştiri diye sarf ettikleri sözler, içimizi acıtıyor maalesef…
Fransız kalmak ve Türk kalamamak… Fransız kalmak, Türkçede bir konuyu gerektiği gibi bilmemek, özellikle de konunun kuramsal yanını bilmemek demek mâlum… Asıl mesele, Türk kalabilmekte… Bu ifade de bizim… Ne mi, demek istiyoruz? Türk kalabilmek; her meselede, fikirde, yaptığımız işte ve ürettiğimizde ‘Made In Türkiye’ mührünü vurabilmekle mümkün… Gerisini siz düşünün… Nereden nereye… Bu söz, beyin-gönül fırtınasında düşünüldüğünde, bizi doğru sonuçlara ulaştıracaktır… 24 Kasım Öğretmenler Gününde eli öpülesi öğretmenlerimize, okurlarımıza, Türkiye sevdalılarına selam, sevgi ve saygılarımla.

Muzaffer Çeven

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Çeven - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi

Anket Sizce Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?