BEYİN GÖNÜL FIRTINASI - TEKNOLOJİYİ KULLANABİLMEK…

Eşyanın, satılmak amacıyla üretilen alınır satılır malın - ticaret malının (metanın), mülkün, paranın ve teknolojinin kullanılması güzel… Eşyanın, metanın, malın, mülkün, paranın, teknolojinin bizi kullanması, vahim ahvâl… “Ya Rabbi eşyanın hakikatini bana göster.” (Hadis-i Şerif ) duasına mazhar olabilmek çok daha güzel… Eşyanın hakikati… Taşı, toprağı, suyu, havanın yapısı, maddenin ne olduğu, tohumun içindeki DNA sarmalı, bir gramın milyonda birine tekâbül eden bir virüsü vb. her bir şeyi derinlemesine düşünelim… İç içe halka hâlinde düşünelim… Beyin-gönül fırtınasında bir damla fikir… Teknolojiyi iyi, doğru ve fayda odaklı kullanmayı düşünerek, eşyanın hakikatini ve kendimizi sorgulayalım… Bilim-sanat-kültür-teknoloji, birbirini bütünlediğinde uygarlıktan/medeniyetten söz edebiliriz... Bu bağlamda teknoloji, medeniyetin lokomotifi, son ya da ön halkası, motoru gibidir… Teknolojiyi iyi-doğru-etkin kullanabilmek gerek… Teknoloji bizi kullanmaya başladığında, mankurtlaşan bireyler haline dönüşürüz… Medeni olmanın edeple olan alâkasını kestiğimizde ve bilim-sanat-kültürle olan bağlantısını yok ettiğimizde de; fert fert canavar hâline geliriz; teknolojiyi câni hâline dönüştürürüz… Bıçakla adam da kesilir, kurban da kesilir, ekmek de kesilir… Teknolojiyi iyi-doğru-etkin kullanmak önemli… Teknolojinin bizi esir alması, felâket… Meselâ, cep telefonlarının âdeta dijital emzik hâline gelmesi; yediden yetmişe herkesin elinden düşmemesi… Bu, akıllı telefonları akılsızca kullanmak, zaman nimetini heder etmek demek… Bu, gerçekten, zihinlerimizi uyuşturan, uyuşturucu almakla eşdeğer bir durum... Bu, dijital teknolojik zehir… Bununla teknoloji tutkunluğu olan hastalığa mâruz kalıp, ortam dinlemeden tutun bilgi kirliliği ve sanal bataklığa doğru, bireylerin sanal âleme göçüne alet oluyoruz… Daha tehlikeli olanı ise, sanal âlemde yapılan fake (sahte) montaj ve gerçeğinden ayrılması güç olan kurgular, çekimler… Kişisel egemenliğimizi; benliğimize ve çevremize musallat etmeden, başkalarının egemenliğine boyun eğmeden, aklımızı kiraya vermeden, hakkın egemenliğine iltica edip gerçek özgürlüğü tadalım… Yakınlarımızı, dost bildiklerimizi ve evlâdımızı ne biz kullanalım ne onlar bizi kullansınlar… Özellikle bildiklerimizi, bilmeyenlerin üzerinde sömürü aracı olarak kullanmayalım. Teknolojinin büyüsünü çıkarlarımıza âlet etmeyelim… Cehâlet, insanın köle kalmasına, başkaları tarafından kullanılmasına en büyük sebep… Tarihten güzel bir misâl… Kristof Kolomb, gemilerin zorunlu tâmiratı için Jamaika'ya uğrar. Oradaki yerliler tâmirata yardım ederler, gemidekilere yiyecek içecek verirler… Lâkin aradan aylar geçmesine rağmen tâmirat bitmez. Üstelik gemi mürettebatı, yerlilerin yiyeceklerini yağmalamaya başlar... Bu duruma kızan yerliler, yardımı ve yiyeceği keserler. Çaresiz durumdaki Kolomb, takvimde, ertesi gün Ay tutulması olacağını görür. Bu bilgiyle yerlilerin şefine; Tanrı ile haberleştiğini ve Tanrı'nın yardımın kesilmesine çok kızdığını, bu kızgınlığını da Ay'ı kan kırmızıya çevirerek göstereceğini söyler. Ertesi gün akşam Ay tutulması başlar ve Ay'ın rengi Ay tutulması nedeniyle kızıla döner. Kolomb'un oğlu tarafından günlüğe kaydedilen o an: “İnleme ve feryatlarla birlikte, her yerden gemilere doğru geldiler, yiyecek ve içecekler getirdiler, Tanrı'ya onları affetmesini söylemesi için amirale yalvardılar.”… Kolomb kum saatine bakar, 48 dakika süren tutulma bitmek üzeredir. Onlara Tanrı'nın kendilerini affettiğini ve Ay'ı birazdan normal rengine çevireceğini söyler... Ay tutulması biter, akıl tutulması devam eden yerliler de Tanrı tarafından affedildiklerini düşündükleri için mutlu olurlar… Kolomb tarafından günlüğe kaydedilen söz: “Cehalet her zaman köleliği getirir.” (Haziran 1503)… Kolomb’un günlüğüne girmeyen notu da biz ekleyelim: Bilimde-sanatta-kültürde-teknolojide geri kalmış olan kişilerde ve toplumlarda, teknolojiyi, çıkar amaçlı kullanabilmek; kolay ve kısa yoldan haksız kazanç fırsatıdır… Bilgiyle donanımlı olan kişilerde ve toplumlarda teknolojiyi uygunsuz ve kötü amaçla kullanmak ise, geri tepen silaha dönüşür… Kötü niyet sahibinin bilgisi, her durumda herkese ve sonrasında bizzat kendine karşı tehlikeli silah hâline dönüşür… Toplum mühendisliği yaparak, ‘gelecek’ deyip ‘gelmeyecek’ olanların, derde devâ olmayacak olanların, ‘uyuşturucu’ deyip zihinleri uyuşturmaya çalışanların, çıkarlarına göre hareket edip fırıldak gibi dönenlerin, bunu saadet zannedenlerin, ‘halk’ deyip halt edenlerin, velhâsıl kelâm ipin ucunu kaçırıp teknolojiyi Devlet ve Milletimizin hayrına kullanmayanların, kurdukları tuzaklar; Milletimizin ferâsetiyle Hakk’ın hükmüyle boşa çıkar… Sorularla yetinmemeliyiz, araştırmalıyız, sormalıyız ve sorgulamalıyız… Bilgiyi-teknolojiyi; iyiliklerin ve güzelliklerin yayılması için kullanmalıyız… Kimsenin âhı yerde kalmaz. Düşmana dahi yapılan haksızlık, bumerang gibi er geç haksızlık yapanı bulur; hak yerini bulur… “Hak, tecelli eyleyince her işi âsân eder; halk eder esbâbını, bir lahzada ihsân eder. (Hakk’ın kudreti tecelli edince her iş kolay olur. Hak, bir işin olmasını dilerse, sebepleriyle beraber bir anda, o işi/eylemi/görevi en iyi şekilde ve hakkıyla yaratır/yapar.)” (Ketencizade Mehmet Rüştü Efendi)… Selam, sevgi ve saygılarımla. Muzaffer Çeven

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Çeven - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi