CENNETİN RENGİ

İran sineması dediğimizde aklımıza kazınan onlarca ödüllü film gelir. “Kaplumbağalar da Uçar, Sarhoş Atlar Zamanı, Serçelerin Şarkısı, Bir Ayrılık’’ gibi filmler ilk akla gelenlerden olabilir ama bugün kadrajımızı Cennetin Rengi- Majid Majidi’nin yaptığı, Oscar’ da En İyi Yabancı Film adayı olan filme çeviriyoruz.
“Ey gören fakat görünmeyen! Yalnız seni ister, yalnız seni zikrederim.”
Filmin konusu kör bir çocuğun, hayatı ve Tanrı’yı arayışıdır. Muhammed, doğuştan gözleri görmeyen, masum ve bilgiye aşık bir çocuktur. Köyde yaşayan ailesinden uzakta, Tahran’da körler yatılı okuluna gider. Okul tatil dönemine girdiğinde, herkesin ebeveynleri gelip teker teker çocukları götürürken Muhammed bir gün boyunca babasını bekler. Sonunda babasının gelmesi ile köyde yaşayan yaşlı ninesi ve iki tane kız kardeşine kavuşan Muhammed yol boyu geçtiği her şeyi elleriyle hissetmeye çalışır.
Film, ilk sahneden itibaren ellerin filmidir. Dokunan, hisseden, gören, bulmaya çalışan, tebessüm eden, ağlayan çocuk ellerin… Ve hissedersiniz ki o eller mutlaka karşınıza çıkacak ve size hikayesini anlatacaktır.
Majid’in filmlerinde umut hep vardır. Hüzün, hayal kırıklığı, hayatın beklenmedik yüzü vardır ama asla kara değildir. Umut, küçük bir tebessüm ile sızar gelir, mutlaka yüzünü gösterir. Ölümü anlatırken dahi duygu sömürüsü yaparak anlatmaz. Kamerası, karaktere yoğunlaşır ve insanı tahlil eder.
Muhammed’in babasını izlerken, onun isteklerini kızmazsınız; ta ki zaaflarına kibir ekleninceye kadar… Kendinizi, kibrin mahvettiği şeyleri sorgulamaya başlarken bulursunuz: insanı. İnsan zaaflarıyla bütündür ama zaafa kibir eşlik ettiğinde ; insan kendisine verilen tamlığı/sağlığı kendi hakkı olarak algıladığında, verilmeyene isyan eder. İsyanın sebebi acizlik değil, kibirdir. Bu yüzden insan, eksik ve hatalı bildiğini hayatından çıkarmak ister, onu yük olarak kabul eder. Oysa kendisine verilenin de alınacağını da bir türlü fark edemez. Ancak hayat, insanın öyle her istediğini önüne sunmaz bazen tam önüne kadar gelmişken onu ellerinden alır. Bir şeyin bize verilmesi hakkımız olmadığı gibi alınması da hakkımız değildir. Eğer sahibi kendiniz olarak görürseniz: sizden alınanlar yüzünden isyan çizgisine gelirsiniz. Yönetmen, ‘’ Senin mi ki alınınca isyan ediyorsun’’ der. Elinde olanın kıymetini bilmekten bahseder. Elinden alınınca yapabileceğin hiçbir şey kalmaz. Ve yol gösterir; ‘’ Aradığın O’ysa, eksik zannettiğin aslında seni O’na kavuşturan basamak olur, yol olur. Gözlerin, ellerin ve yüreğinle onu oku.’’
Muhammed sayesinde görme yeteneğinin sadece göz ile değil kalp ile de mümkün olduğunu görüyoruz. Kör bir çocuk ile birlikte keşfederek dokunuyoruz. Onun parmak uçlarıyla toprağa, canlıya ve dünyaya dokunarak Tanrı’nın görünmezliğini arıyoruz.
Son olarak, görmek sadece bir çift göz ile mümkün değildir…
Sanatla kalın…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tansu Güneş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi

Anket Sizce Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?
Tüm anketler