BEYİN GÖNÜL FIRTINASI - AYDIN OLMAK…

Aydın/münevver/entelektüel olmak… Edep-irfân sahibi olmak; medenî bir insan olmak… “Ya öğreten/âlim, ya öğrenen, ya dinleyen ya da bunları seven ol. Sakın beşincisi olma (ilme ve ilimle meşgul olanlara nefret duyma), helâk olursun!” (Hadis-i Şerif) buyruğuna tâbi olmak… Her birimizin okuyan, yazan, üreten, uygulayan, düşünen, soran, sorgulayan, çözüm üreten, edep sahibi gerçek entelektüel olması; olmazsa olmazımız olmalı… Aydın olabilmek, okuryazar olmanın ötesinde bir ahvâl… Okuyan ve yazan olabilmek… Okumayan ve yazmayan okuryazar sayısı aydın ve uygar olabilmek için yeterli değil… Bilim, sanat, kültür ve teknoloji birlikteliği ile uygar olunabilir… Aydın insan, ilim ve irfân ehlidir… Uygar insan, ya sanatkâr ya sanatseverdir… Aydın insan, evrensel ve millî kültür değerlerine vâkıf olandır… Aydın insan, teknolojiyi doğru, etkin ve yarar odaklı kullanabilendir… Aydın insan, toplumu aydınlatan ve bilimde, sanatta, kültürde ve teknolojide topluma önderlik edendir… Aydın insan, iyi duymak için iyi dinleyici olmayı tercih edendir. Aydın insan, yüzünde tebessüm ile hitap eder. Aydın insan, saygın insandır. Aydın insan, nüktedan, ancak ciddi insandır. Aydın insan, öfke kontrolüne sahip olandır. Aydın insan, doğru, etkin, yararlı ve sürdürülebilir iletişimde yetkin insandır. Aydın insan, aklını ve yüreğini kullanabilen insandır.
Aydın olabilmek için her konuda net görebilmeye çalışmak ve detaylı düşünmek gerekir… “Aydın olmak için önce insan olmak lâzımdır.” (Cemil Meriç)… Cemil Meriç’e göre; “Tanzimat’tan bu yana Türk aydının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak.”… ‘Batı’ diye diye karanlıkta ışık arayan Türk aydını, kendi toplumuna düşman olmuş… Maalesef Türk aydını, daha çok batı uygarlığını, sadece batı kültürüne takılı ve takıntılı kalarak algılamış… 19. yüzyılın sömürü üzerine kurulu ekonomik düzenini, fabrikalarda kullanılan çocukları, maden ocaklarında tüketilen gençleri, Afrika’dan köle diye getirilen milyonlarca derileri kara, yürekleri ak insanları görememiş Türk aydını… Türk aydının gözünde Batı, sadece aydınlanma ve gösteriş olarak görünmüş… Türk aydının gözünde Batı, zihniyet olarak hep ileri ve erişilmez ilerici; kadim medeniyetimiz ise hep geri ve gerici olmuş… Tanzimat döneminden itibaren Türk aydınıyla halk arasında bir yabancılaşma baş göstermiş… Bürokrasiden beslenen ve kendi insanını küçümseyen Türk aydını, kamu nimetlerini kullanmış… En vahimi ise, ya İngiliz, ya Alman, ya Fransız, ya Rus hayranı olmuş… Neticede hayran oldukları emperyalistler Devletimizi enkaz hâline getirmişler… Türk aydını, ancak kadim medeniyet kodlarımıza döndüğünde, gerçek aydın olabilir…
Tanzimat sonrası şirazesinden çıkan medeniyet yaklaşımı ve anlayışı… Batılı görünümünden ibaret modernleşme anlayışının yerine, gerçek mânâda evrensel normlarla açıklanabilir bilimle, sanatla, kültürle ve teknolojiyle yoğrulan, tarihiyle onur duyan ve kadim değerlerimizle barışan, sorunları beyin-gönül fırtınasıyla çözebilen, toplumuza önderlik edecek yerli ve millî aydınlara ihtiyacımız var… Kendi toplumuna tepeden bakmayan, kendi insanıyla hemhal olan yerli ve millî siyasetçiye, mühendise, doktora, mimara, öğretmene, avukata, yazara, sanatçıya, akademisyene, velhasıl kelam her meslekte millî olan adama ihtiyacımız var... Elbette salt üniversite mezunu olmak aydın olmak için yeterli değil… Aydın; toplumu iyi ve doğru etkilemeyle, kendine ait bir üslupla ve tarza sahip olmayla ve bunu topluma ulaştırabilme gücüyle gerçek aydın olabilir… Bu bağlamda aydınımızın, Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nda hicvettiği 'medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar' olan batının maskeli diğer yüzünü görebilmesi gerekir… Aydın insanın, sorması ve sorgulaması gereken “Kızılelma’ya dokunacağız” diyenleri sorgulamak olmalı… Aydın insanımız gerçekten baba adam olmalı, can adam olmalı… Baba ve can olan, önce kendini sorgulamalı, kendine dokunmalı… Aydın insan, özüyle babacan insan olmalı; millî olan savunma sanayimizle gurur duyan olmalı, birilerine yaranmak için millî hassasiyetlerimize dokunamamalı!
Hafızalarımızdan sildiğimiz gerçek, Anadolu'yu işgal edenlerin kimler oldukları ve işgal gerekçeleri... Hatırlamamız gereken, mâzimiz ve bize ait değerlerimiz… Osmanlı Haftasında (21 Ocak - 27 Ocak), TRT tarafından ve ülke çapında 1999’da yıl boyunca düzenlen 700. Kuruluş yılı kutlama etkinliklerini ve Osmanlıyı hatırlayalım ve özümüze, köklerimize sarılalım… 20. yüzyılda Osmanlı mirası topraklar üzerinde toplam 45 yeni devlet kurulmuş; ancak, Osmanlı mirasının bedelini ödeyen ve ödemeye devam eden, Osmanlının devamı ve vârisi olan tek devlet, ülkemiz-vatanımız Türkiye Cumhuriyeti… Osmanlıyı ve mâzimizi bilmeden âtiye yelken açabilmek ne mümkün… Tek tek hepimiz, Alpaslan, Selçuk, Osman, Fatih, Mustafa, Kemal ve Mehmetçik olmalıyız… İlim-irfan, edep-terbiye, teknoloji ile donanımlı aydın olmalıyız…
Aydın olabilme gayretinde olanların, gerçek aydın olmalarını, aydınlanmalarını ve aydınlık ve esenlik içinde aydınlık günlerde yaşamalarını diliyorum… Gönlümüz, beynimiz ve gözümüz aydın ve aydınlık osun… Efeler diyarı Aydın’dan gönül dostlarımıza selam, sevgi ve saygılarımla.

Muzaffer Çeven

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Çeven - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi