DAMLAM

Kalbime bir iyilik yaptım, kilo verdim. Senelerdir isteyip başaramadığımı bu sene gerçekleştirdim, ideal kiloma geldim. Mutluyum bu sonuçtan, minik kalbimin işini kolaylaştırdım.

Minikmiş benim kalp, damlaymış o. Küçük kalplere tıpta verilen isim buymuş. Ne sevimli bir niteleme değil mi ? Damla kadar yani, hani hap kadar derler ya, öyle küçük işte. Geçenki yazımda kendime tini mini demiştim hani, işte tini mini olan bu damlaymış. Senelerdir biliyordum bir yanımda bir küçüklük olduğunu, söyleyip duruyordum ama inandıramamıştım kimseyi . Yine de kalp, hiç aklıma gelmezdi, pek güvenirdim ben kendisine. Sanki, bedendeki en güçlü kuvvetli olan oydu, meğer küçükmüş o, üstelik damlaymış. Belki de hep böyledir; en kuvvetli zannettiğimiz yanlarımız en güçsüz taraflarımızdır. Sorup soruşturdum, ebatının sağlığa bir dezavantajı yokmuş, öyle diyor konunun uzmanları, hatta yakın zamandaki efor testi de onları doğruluyor, ama yine de madem ki küçük rahat ettirmeli onu, fazla yüklenmemeli. Mantıklı da değil hani söylenen. Hiç küçük bir yapının kapasitesi ile, normal bir yapının kapasitesi bir olur mu ? Düz mantıkta olmaz elbette. Severim ben düz mantığı. Genellikle yanıltmaz o insanı. Orantı hesaplarına benzer durumu. Öyleyse bu damlaya bir iyilik yapıp, hiç değilse vücut hacmini küçültmek lazımdı. Küçük kalbe küçük vücut hacmi olmalı, değil mi ? Kurdum yani ben orantımı. Gerekli olanı yapmanın rahatlığındayım şimdi. Aferin banalardayım !

Çabuk güm pata girer damlam. Genellikle İki h ile fazla içli dışlıyımdır, bundan belki ! O da ne şimdi diyeceksiniz muhtemelen. Açıklayayım; İki h nin birisi heyecan, öbürü hevestir. Ota moka heves edenlerdenim ezelden, ama bunun nedenini de biliyorum. Doğa aşkımdan ! Doğa aşkı içimizde olunca, heves otomatiğe bağlanmış demektir.
Heveslerden şikayetçi olmadığım gibi, şükürlüyümdür kendilerine ! İnsan hevesleri kadar renkli yaşar hayatı. Yazılarımdan da anlaşılabildiği gibi renklerle pek uğraşırım. Bendeki heves ; büyük küçük ayırt etmez, ne olsa, aynı şiddetle galeyana geliverir o. Heves neyse ne de, heyecan yorar kalbi ! Bir bakmışsın kalbim yukarılara taşınmış; çıkmış ağzıma, orada atıyor. Ne işin var orada ! Ağzımı açamam, susar kalırım öyle. Açarsam karşımdaki sesini duyar, rezil olurum korkusu sarar benliğimi. Öyle bir gümbürtü yapar ki orada; ne kadar yumsam da ağzımı, sanki kulaklarımdan arşa doğru fırlar sesi, emin olamam güm patlarının duyulmadığına, utanırım içimden içimden.

Madem ki bu kadar küçük, sonsuza doğru akıp giden sevgilerini neresine sığdırıyor acaba ? işte bunu hiç anlayamıyorum. Sevgi deyince, dere tepe düz giden bir tavrı var ezelden. Ucu bucağı görünmüyor, öylesine derya deniz ! Bunda kapasitesinin sınırı mınırı yok her nasılsa ! . Hep böyleydi bu, ben kendimi bildim bileli. Küçüklümde de yaptı bunu, iyiki de yaptı. Onu gördüğüm ilk anda, dibi sonu olmayan sevgisi doldu o minik yere. Hasta olduğu yıllar boyunca titredi durdu damla. Dört nala, sekiz nala koştu gıkını çıkarmadı. Bir ara tansiyonu yükseltti sadece, sonra o da geçti. Usluydu yani, tüm o uzun süren dönemler boyunca. Ben de haliyle, en çok ona güvendim ; dedim bunca badirede sesi çıkmadı, demek sağlam, güçlü !

Biliyorum damlaya iyi bakmam lazım. Ben de elimden geleni yapıyorum. Hareketliyim her şeyden önce. Yürürüm öyle, bilmem kaç bin adım günde... Elbette ki bir diyetisyen olarak beslenmeme de dikkat ederim. Sebze ağırlıklı bir yaşam tarzı, şeker yok, et minimumda, kurubaklagillerin halini hatırını sormayı ihmal etmem, posa zengini olmaları önemli yapar onları, meyve az, ölçülü, hatta yok gibi, kızartma zaten yok, hamur işi tabiki de yok, hatta çoğunluk ekmek bile yok. Genellikle zeytin yağı, azıcık da teryağı; süt yoğurt, peynirde kısıtlamam kendimi. Omega momega da var balıktan. Balıkta seçiciyimdir. Favorim kırlangıç balığıdır, ikinciye lüfer, üçüncüye iskorpit gelir sıralamamda fakat bunların hepsi dip balığı; biliyoruz artık dip balıkları cıss. Ağır metal içeriyor onlar. Yüzey balıkları sardalyanın, hamsinin, istavritin, palamutun kıymetini de bilirim. En çok omega 3 onlarda var nede olsa. Kuşadası; balık cenneti bir yer olmasıyla da, önemini kabul ettiriyor. Her deniz kenarında, bu kadar çeşitli balık bulabilmek mümkün olmuyor! Kocaman körfezin marifeti olsa gerek. O kocaman körfezin daha ne marifetleri var bir bilseniz fakat konuyu dağıtmayayım şimdi. Anlatırım ilerde bunları da. Abur cubur hiç yok. Antioksidanları ihmal etmem. Mevsimine göre, ne betakaroteni kalır, ne likopeni hatta antosiyonini, ellagic asiti, kateşini, guercetini, ursalik asiti hatta vede hatta bilumum öbürlerini de unutmam. Dedim ya renkleri severim diye. Onlara düşkünlüğüm de aynı, sonsuza doğru akan cinsten. Haliyle renkli beslenme de kaçınılmaz sonuç oluyor bu düşkünlükte. Yiyeceklerde favori rengim turuncudur. Çiçeklerde de turuncu aynı safa bir başkadır. Bakmalara doyamam ona. Doğa manzarasında en çok maviye düşkünlüğüm var. Gök mavi, deniz mavi, Allah maviyi çokça verince bu gezegene, insan da, mavi gezegen demiş buraya. Maviden sonra yeşil gelir dünyamızda, bir de kahverengi. Yeşil klorofil rengi, kahverengi toprak ! Bunların üçü hayatın renkleridir. Hayat bu üç renkle başlar. Unutmadan beslenmemde bir de bol soğan var, söylemeyip kendime saklamayayım şimdi. Soğan sade damlaya değil, damarlara da iyi gelir. Antienflamatuardır kendileri. Vücuttaki iltihabi durumları kovucu yani. Ayrıca prebiyotik; barsak mikroflorasını düzenliyor. İnülin var yapısında ne de olsa, bir de bol quercetin. Yemeklere çok soğan koymanın yanında, salatalarda da kullanınca, bol bolcu oluyorum soğanda. E daha ne olsun?... Telaşe olmasın olsun ama işte o da fazlasıyla var. O olunca, güm pat da var maalesef. Geniş ol nüner derim hep kendime, nüner dinlemez beni. Bu telaşe denen şey, o dikkat edilenlerin hepsini çöpe atar bilirim. Bilirim bilmesine de önünü alamam. Arsız o, her taraftan önüme gelir. Nüner de değişik kombinasyonda bir kişilik. Hem telaşlı, hem iki h li, hem de soğukkanlı. Kritik durumlar oluşuncaya değin ortalarda gözükmez, ne zaman ki kritik bir durum oluşur çıkar ortaya kanın soğukluğu. Hem de öylesine başarılı oynar ki rolünü, inanasın gelmez. Madem bu kadar soğuyacaktın, niyeydi o kendini yakan telaşen derler adama. Başka birine dönüşür sanki. Öyle duyguları alınmış gibi, hissiz hissiz dolaşır ortalıklarda. O sıra, gizli saklı bir çok tutunacak dal bulur kendine, çaktırmaz kimseye. Nünerin beyni en çok bu zamanlarda çalışır. Neler icat eder neler. Hiç olmadı reiki yapar, ona tutunur. Bu sahada fazla bir deneyimi olmasa da, teorisini bilir inceden inceye. Kriz durumlarında anında uygulamaya koyar. . Yetsin mi artık, bu günlük burada keselim mi yazıyı ? Keselim bence de, fazla uzadı zaten.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dyt. Güner ERBAY - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke Belediye Başkanı kim olmalı?
Tüm anketler