MEDYA…

Dinleyelim, okuyalım ki, dolalım… Sonrasında, konuşalım ve yazalım… Dildeki dört beceriden birinin eksikliği; iletişimin kopmasına, kesintiye uğramasına sebep… Söz-yazı-görüntü, medyanın kilit taşları… Medya, iletişim ortamı, iletişim araçları… Medya; radyo, televizyon, gazete, dergi vb. basın yayın organlarının tümünü kapsayan ortak ad… Kimilerine göre, medya, bin başlı ejderha… Görsel-işitsel-yazılı medya… Hepsini bünyesinde barındıran yeni medya, internet… Medyanın marifetleri… Medya camiası, medya grubu, medya maydanozu, medya starı… Medya ve dijital medya… Sosyal medyada yazılan, çizilen ve görüntü olarak yayınlananlar… Medyada, millî ve öz değerlerimize, emek ve üretime ram olmuş kalemlere büyük sorumluluk düşmekte… Maalesef her meslekten çürük cevizler çıkabilmekte… Öğretmen hata veya yanlış yaptı diye ‘Eğitimi’, polis hata veya yanlış yaptı diye ‘Emniyeti’, asker hata veya yanlış yaptı diye ‘Orduyu’, hâkim hata veya yanlış yaptı diye Adaleti, basın mensubu hata veya yanlış yaptı diye ‘Medyayı’ suçlamak doğru değil… “Pirincin içindeki siyah taşlardan değil, beyaz taşlardan korkacaksın.” (Japon Atasözü)… Her birimiz, sağduyulu davranmak, derin ve aklıselim ile düşünmek ve Devlet ve Milletimize taraf olmak durumundayız…
Haber ve bilginin doğru, hızlı ve etkin aktarılmasında, medya tarafsız olmalı elbette… Ancak, haber içeriğinde, üslubunda ve insanları etkileme ve yönlendirme kısmında, medyanın tarafı, millî taraf olmalı… Devlet ve Milletimizin bekâsını tehdit eden ve millî ve öz değerlerimizin törpülenmesine ve zedelenmesine sebep teröre, hiçbir gerekçeyle müsamaha gösterilemez… Millî hassasiyetlerimizin ve aile-toplum yapımızın ve dirliğimizin hasar görmesine basın özgürlüğü adı altındaki hiçbir girişime ve oluşuma hoşgörü adına taviz verilemez… Medyada haberin değeri, ‘insanın köpeği ısırması’ kurgulaması üzerine olmamalı… Medyada ilgi çekmek adına benzeri yaklaşımlar ve görüntülerden-fotoğraflardan ziyade bilimsel, etik/ahlakî, sosyal ve kadim medeniyetimize ait kıymet ifade eden sözler-yazılar-görüntüler tercih edilmeli… Medyada, reklam, gelir ve hatır adına, gerçeklerin törpülenmesine mahal verilmemeli… Eğer gerekli duyarlılık gösterilmezse, okuduğunu anlayamayan ve algılayamayan sadece fotoğraflara göz atmayı, gazete okuryazarlığı zanneden, mankurtlaşan, kendi toplumuna yabancılaşan insanların çoğalmasına neden olunur… Medyada kalem oynatanların sorumlulukları büyük… Akrebin zehrinden kurtulmak mümkün, ancak kalemin zehrinden kurtulmak çok zor… Nasıl yazdığımız, nasıl konuştuğumuz, nasıl okuduğumuz, nasıl güldüğümüz, nasıl davrandığımız; aldığımız eğitimi yansıtır… “Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden akıl seviyesini anlarsın.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)… Aklımız başımızda ve gönlümüzde olunca, bu böyle…
Okuyan ve yazan olarak, kitap, kitapçık, gazete, magazin (dergi, mecmua), broşür, mektup, roman, hikâye, fıkra, şiir, kısaca, yazıyı, yazılanı, yazdığımızı okuruz ve sonrasında okuduğumuzu filtreleyip bize ait hâle gelen kısmını dağarcığımızda depolarız… Dağarcığımızda olanları da farkında olarak ya da farkında olmadan davranışlarımıza yansıtırız… Okumak ve yazmak… Okumak, aslında, yazılanı söyleneni görüleni işitileni okumanın bir adım sonrasında başlayan yazılmayanı söylenmeyeni görülmeyeni işitilmeyeni de okuyabilmek vetiresi/süreci… Okumak, masa başında, koltukta yapılabilen bir faaliyet değil sadece… Okumak, gezerek inceleyerek ve özellikle düşünerek çilesi çekilerek yapılan anlama algılama ve bütün bu uğraşıları kazanım hâline getirebilme mücâdelesi demek… Gerçek mânâda okuyabilmek, okuyabilenlere bambaşka hayatlar, insanlar ve karakterler kazandırır; hayata farklı pencerelerden bakmayı sağlar… Okumak, bir ‘boş zaman aktivitesi’ olmaktan ziyade; iyi bir alışkanlık, iyi bir prensip ve kişinin kendisini geliştirebilme ve donanımlı hâle getirilebilme çabası demek… Öyle bir okuyalım ki takıntıları, saplantıları kişiliğimize etiketlendirmeden, özümüzü sorgulayabilelim… Başkaları adına düşünmeden, karar vermeden, özellikle aklımızı kiraya vermeden evrensel, millî ve küresel boyutta düşünebilelim… Okumadan yazmak; yazmadan okumak… Önemli olan, beyin-gönül fırtınası ve ilim-irfan fırtınası arasında köprü kurabilmek… Sonrası, kendimizi okumak… “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.” (Cemil Meriç)… Kitapta kendini okumak böyle bir şey mi? Kim bilir belki “Kitaplar inanılmak için değil, sorgulamalara konu olmak içindir. Bir kitabı değerlendirirken onun bize ne söylediğini değil, ne mânâya geldiğini sormalıyız.” (Marquez)… Gerçek olan “OKU emri anlamını bilmeden okumak olmamalıydı. Anlamı kavramadan okunacak bir şey hayata uygulanamaz, yaşanamazdı.” (Cahit Zarifoğlu)… “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?” (Yunus Emre)…
Her konuda sağlıklı olabilmenin ilk basamağı, okuma ve yazma illetine tutkun olabilmeye endeksli… Okuryazar, okur, yazar, okuyan ve yazan olmadan, medya, medya olsa ne yazar, olmasa ne yazar? Selam, sevgi ve saygılarımla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Çeven - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke Belediye Başkanı kim olmalı?
Tüm anketler