CEM KARACA

En sevdiğim müzik sanatçısı olan Cem Karaca'yı kaybetmemizin üstünden yirmi yıl geçmiş. Türkiye'yi sesiyle çın çın öttürdüğü yıllar benim on ile yirmi yaş aralığıma düşüyor...

Namus belası, Cemalım Cemalım, Beyaz Atlı Şimdi Geçti Buradan, Tamirci Çırağı ile listelerin bir numarasından inmeyen bir müzik sanatçısıydı o. Şarkıcı denemez ona. Şarkıcı ve ses sanatçısı; şarkıları seslendirene söylenen bir niteleme; o ise beste yapan, şiir yazan ve de bunları okuyan bir sanatçıydı. Müzik sanatını her yönü ile yapan bir insan ! Sanatçı kelimesinin her bir harfini layığı ile hak eden, aydın bir kültür adamı, bir entelektüel! Armut dibine düşer lafını doğruluyordu o, çünki ailesi de gerçek sanatçı Toto Karaca ve Muammer Karacaydı. Haliyle dipten kökten yetişmiş bir sanatçı olarak, kalitesini hep ortaya koydu. Bizim; atmışla yetmişli yıllar arasında çıkan, pop müziği plaklarımız arasında Moğollar ve Cem Karaca da vardı. Beş, on plağı üst üste koyup sırasıyla çalan bir pikaba sahiptik. Bir dönem Orman İşletmesi sinemasından babam sorumlu olunca; pikabı sinema binasına götürmüş film arasındaki molalarda evdeki plakları gelen seyircilere dinlemişti. Saklıyorduk tüm o plakları fakat dikkatimizden kaçıp sobanın arkasındaki büfeye konulunca maalesef bir gün hepsini bozulmuş olarak bulduk. Heba oldu onca plak. Zaten ha bire tayin olup taşınmaktan pek düzenimiz olamıyordu. O yıllar siyasetin çarkları acımasızdı. Orman bölge şefleri de halkla çok muhatap olduğu için olsa gerek, her iktidar değişikliğinde düşerdik yollara. Leylek hep havadaydı bize !

Bizim tayinler yine iyiymiş. Cem Karaca epey bir süre yurt dışına çıkıp vatansız kaldı. O yıllar annesi Toto Karaca TV' ye çıkıp ondan haberler verir, Almanya larda neler yaptığını anlatırdı. O da, Nazım Hikmet gibi olacaktı neredeyse, ama çok şükür bu yanlıştan dönüldü ve yurduna döndü fakat yurduna döndüğünde artık tanınmıyor gibiydi. Yeni bir nesil vardı ortalıkta ve onlar onu tanımıyordu. O yurda döndüğünde ben Konya'da çalışıyordum. Töre diye bir kaset çıkarmıştı. Hemen koştum aldım ve gece gündüz evimde son ses onu dinledim durdum. Her zaman söylediğim gibi sesini trompete benzetirim ve trompet solalarına da bayılırım. Cem Karacayı yüksek sesle, sesi açarak dinlemek gereklidir. Trompetin sesi kısılamaz öyle değil mi? O benim en sevdiğim müzik sanatçısıdır. Sesine hayranlığım onun sesinin ve söylediği ezgilerin ruhun sıkıntısını dağıtama özelliğinden kaynaklanıyor.

Döndükten sonraki eserlerinin önemli bir bölümünü, Nazım Hikmet şiirlerini bestelemesi ile oluşturdu. Şairlerin şiirlerini bestelenmek zordur. Şiire layık bir ezgi oluşturmak her babayiğidin harcı değildir ve çoğunluk şiirler heder olur. Nazım Hikmetin şiirlerinde zorluk daha da katlanır çünki o şairlerin şairidir. Cem Karaca ise onun şiirlerinin hakkını veren bestelerle bu işi çok güzel kotarmış. Bu şarkıların hepsinde söz ve müzik birlikte at başı gider. Bir şiiri dinlediğinizde, onun kime ait olduğunu, bilmeseniz bile anlayabilirsiniz. Her bir şairin kendisine has bir havası ve kokusu vardır. Nazım Hikmet'in şiirlerini de dinlediğinizde kimin yazdığını bilmeseniz bile onun yazdığını anlayabilirsiniz. Ben de, o şarkıların sözlerinin Nazım Hikmet imzalı olduğunu böyle fark etmiştim . Sözler Nazım Hikmet kokuyordu, fakat bir süre sonra yanılmalara başladım. Nazım Hikmet diye ettiğim tahminler yanlış çıkmaya başladı. Sözler bizzat Cem Karacaya aitti.Nasıl olmuştu bu böyle ? Aynı vatan hasretliğini deneyimlemesi miydi bu benzerliğin sebebi ? Sanırım Nazım Hikmeti en iyi anlayan kişiydi Cem Karaca ve böyle olduğunu onun şiirlerine yaptığı bestelerle hepimize kanıtladığına inanıyorum. Vatan hasretliği çekmek ve dönememek korkunç bir şey. Dönüşünden sonra çeşitli eleştirilerle de üzüldü maalesef. Oysa bir Kızılderili atasözü "Bir kişi hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun makosenleriyle yürü!" der. Ne güzel bir atasözü değil mi.

Hayatının filmini yapmışlar. Ne iyi etmişler. Gitmeyi çok isterim. Onu canlandıran İsmail Hacıoğlunun oyunculuğundan şüphem yok zaten. Karacanın pek çok şarkısını çooook severim. Yine de bir sıralama yaparsam Hep Kahır birinciye, Çok Yorgunum Beni Bekleme Kaptan İkinciye, Ömrüm de üçüncüye gelir benim listemde fakat Sevda Kuşun Kanadında, Ceviz Ağacı, Rap Diye Rap Rap Zap Diye Zap Zap, Tamirci Çırağı, Beyaz Atlı, Resimdeki Gözyaşları ve Canım Benimi de unutabilmek mümkün değil elbette !

Canım benim
Sarı kara bir sansar olmak mı iyi?
Bir tilki mi?
Ya da o lacivert rüzgarlarına
Basmak gönül yelkenini
O bizim denizlerin
O bizim denizlerin
Yağmuruyla, karıyla ve güneşiyle
Sevmek mi doğuşu?
Ve nice güzelmiş demek mi ?

Bu şarkıyı Cem Karacadan dinleyin diyorum !
Sevgilerimle

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dyt. Güner ERBAY - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke Belediye Başkanı kim olmalı?
Tüm anketler