RANTLAR VE İHTİYAÇLAR

Rant (Fransızca, rente); kira veya faiz geliri, getiri, getirim, kişilere veya devletlere sağlanan kazanç, bir mal veya paranın belirli bir süre içinde emek verilmeden sağladığı gelir, bir işverenin çalışanlarına ödediği ücretler anlamında… Rant (Latince, rendita); kira veya faiz demek… Rant, kentlerde arazinin ekonomik değerini artıran bir durum… Randıman (Fransızca, rendement; rendre, geri getirmek, iade etmek, ödemek); verim, getiri, kâr, gelir… İhtiyaç (Arapça, hacet, iḥtiyāc); gereksinim, güçlü istek, yoksulluk, yokluk manasında… Yaşamak için ihtiyaçlarımız var… Rant, sömürmek ve haksız kazanç üzerine konuşlandırılmamalı… Rant, ihtiyaç gidermek odaklı olmalı… Rant; ihtiyacın karşılanması ve üretimin toplum yararına olması durumunda, ihtiyaç ile örtüşmeli… Rant ve ihtiyaç, birbirinin alternatifi de olmamalı…
Rantın, kadim medeniyet kodlarımızdaki sürümü, ‘bereket’ kaidesi üzerinde sosyal hayatımızı biçimlendirilmiş… Bu, hakça paylaşmak ve ihtiyacı kadarını almak ve tüketmek sonucunu doğurmuş… Paranın para kazanmasına geçit verilmemesi anlayışının hâkim olmasıyla, ihtiyaç; hep rantın önünde seyretmiş… Üretmeden, emek sarf etmeden, paranın para kazanması; rantın revaçta olması demek… Yaşadığımız yüzyılda gelinen nokta, geçim ekonomisinden kâr amaçlı para ekonomisine dönüşüm; endüstriyel devrim ve dur durak bilmeksizin harcayan, tüketen insanın boy gösterdiği, kol gezdiği dönem olmuş… Ürün pazarlamada, alışverişte dijital dönüşüm hepimiz kuşatmış… Önemli olan, üretim… Üretilen ve dağıtılan, ihraç edilen, gelir getiren ürünlerin olması gerekli elbette… Daha önemli olan ise, üretilen mal ve hizmetin yerlilik oranın %100 (yüzde yüz) olması… Yoksa sonuç, üretimde ve tüketimde dışa bağımlılık olacaktır… Paranın para kazanmasıyla değil, paranın üretime aktarılmasıyla kazanmalıyız, kazanımlar elde etmeliyiz… Rant, bu minval üzerine olunca, sosyal barışın ve dayanışmanın sürdürülebilmesi mümkün… Ancak böylesi rant yapılanmasıyla, hakça paylaşım olur, paranın kölesi olunmaz… Bilinçsiz tüketim önlendiğinde, geri dönüşümle tüketilenler değerlendirildiğinde, sürdürülebilir büyüme olur… Üretim ve tüketim dengesinde ibrenin üretimden yana olması durumunda ve ihtiyaç odaklı rant olduğunda, kalkınma ve büyümeden söz edebiliriz…
Duygularımız ve düşüncelerimiz üzerine çöreklenenler, bizi biz olmaktan; kendimize egemen olmaktan etmişler… Kim bunlar? Her fırsatı çıkara dönüştürüp ceplerini haksız kazançla dolduranlar… Siyaseti ranta dönüştürenler… Bulunduğu görevleri ve sorumlulukları rant araçları hâline getirenler… Çıkarları için takla atanlar… İş yapıyor görünenler… Sözün özünü gizleyen laf ebeleri… Malın ve hizmetin gerçek ederini köpürten çıkar odakları… Dinî ve insanlık değerlerini törpüleyip ranta dönüştüren, paranın uşakları… Alışverişi, dinî sözcüklerle, olur olmaz yeminlerle sözü kilitleyenler, ambalajlayanlar… Maalesef alışverişte, ihtiyacımız olmayan her şeyi alarak, biz de bu alışveriş çılgınlığı yangınına odun taşımaktayız… Bu, ihtiyaçlarımızın bizi bizden etmesidir, kendimizden veriştir ve tükeniştir… Son nokta ise, ‘dostlar alışverişte görsün’dür, ‘iş yapıyor gibi görünmek’tir… Rantların bizi tüketip bizi bizden kopardığı son nokta; birlikte yenen yemeklerin, sosyal medyada gösterişe kurban edilen görüntülerin, reklamların vb. her türlü uygulamaların; bizi modern köleler hâline getirmesidir… Öz değerlerimiz, aslında, rantların modern köleleri olmaya tek engel ahvâl… Kadim medeniyet değerlerimizin egemen olduğu alışverişte satan ehil, alan ehil, açgözlü değil… Alanın ve verenin servet yığmak gibi derdi yok… Alışveriş, bereket ve hakça paylaşmak odaklı… Alan memnun, satan memnun… Bütün mesele, ihtiyaçlarımızın rantlara kurban edilmemesi meselesi… İhtiyacımız olan tek şey, millî bilince sahip beyinler yetiştirmek… Üreterek ve bozulan ev araç-gereçlerini tamir ederek yerli ve millî olmaya başlayabiliriz… Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz velhasıl ihtiyaç duyduğu her şeyi üretmeliyiz, insanımızın ekonomiye ve geleceğimize katkılarını sağlamalıyız… Elimiz ve ayağımız toprağa değmeli… Elimiz her mekânda ihtiyaç sahibinin ve mağdurun yüreğine dokunmalı… ‘Made In Türkiye’ yazısı, ürettiğimiz ve yaptığımız her şeye, yere göğe, tarihe, yazılmalı… Ahi Evran-ı Veli (1171-1261)’nin düsturuyla durmadan, yılmadan çalışılmalı… Millî olmayan beyinlerle yerli/millî mallar üretilemez… Millî olmayan, iç ve dış mihrakların çöreklendiği rantlar; önce midemize, sonra duygularımıza, en sonunda aklımıza egemen olur… En büyük tehlike ise, ihtiyaç duyduğumuz her ne ise, bize egemen olmasıdır ve gerçekleri görmemize engel teşkil etmesidir… İhtiyaçlar, rantların tetikleyicisi…
İhtiyaçlarımız, nefislerimizin oyuncaklarına dönüşmemeli; aksi takdirde, rantların köleleri hâline geliriz… Selam, sevgi ve saygılarımla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Çeven - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke Belediye Başkanı kim olmalı?