Bir bardak kola, bir dal sigara ve “hayat”

Batıkent Metro istasyonu çıkışında yolumu kesmiş, benimle tartışmıştı. O tartışma aramızdaki dostluğun başlangıcı oldu.

Ulaş, Batıkent’te bir gecekondu da büyümüştü. Kardeşi ve annesi ile beraber yaşıyordu. Yan gecekonduda can dostu Sarı oturuyordu. Onun sayesinde tanımıştım Sarı’yı. 17 yaşındaydı ikisi de ve 17 sene yan yana büyümüşlerdi. Ulaş ile Sarı iki yakın dostu. Gençti. Çalışıyorlardı. Aşkları vardı. Kavga ediyorlar, karakola düşüyorlardı.

İki litrelik kola, plastik bardak alır beraber içerdik. Sigara tüttürür, çimlerde yan yana uzanır, hayaller kurardık. Batıkent şimdi ki gibi değildi. Küçük bir yerdi. Köy gibiydi. Devriye gezen polisler gelir, bazen bizimle otururdu. Nevşehirli bir polis, şikayet üzerine gittiği evlere pekmez satmaya çalışırdı. Bu yüzden “Pekmezci” diye anardık aramızda. Neşeli iyi bir adamdı. Küçük bir tartışma görse bile gözlerini korkutmak için gençleri karakola götürürdü. En çok da Ulaş’ı.

Ulaş ve Sarı Batıkent’te herkesin bildiği iki isimdi. Birinin adı diğeri olmadan anılmazdı. Hep beraberlerdi. Oto yıkamada çalışır, aldıkları üç beş kuruşu ailelerine götürürlerdi. O yaşta omuzlarında sorumlulukları vardı.

Ulaş’ın sevdiği kız, Batıkent’te evlerine yakın bir sitede oturuyordu. Birgün kızı görmek istemiş, kızın oturduğu siteye gitmişti. Kızın annesi izin vermemiş görüşmelerine!

Otoparkta duran bir arabanın üzerine oturmuş, eline bir bıçak almış; “ya gösterirsiniz kızı ya da ben burada ölürüm” diye meydan okumuş. Kızın annesi inat, Ulaş inat. İnatlaşma sürmüş, binadakiler balkona dökülmüş film izler gibi herkes karşılıklı çekişmeyi izlemeye başlamış.

En son polisi aramışlar. Pekmezci polis ve arkadaşları gelmişler. Bakmışlar Ulaş, “kızı görmeden gitmeyeceğim” diye direniyor. Araya girip, kadını kızı göstermesi için ikna etmişler. Kadın kızı balkona çıkarmış. Kızı görünce, “bu kadardı. Bu kadar görmek bile bana yeter. Bunca tantanaya ne gerek vardı” diyerek, inmiş üzerinde oturduğu arabadan, istikamet karakol.

Batıkent Karakolundan o dönem sorumlu Oğuz komiser Ulaş’ı görünce sinirlenmiş.

“Yine mi sen, niye rahat durmuyorsun oğlum. Sen hiç akıllanmayacak mısın?” Diye çıkışmış.

Bizim ki bakmış şöyle Komiser’e ve etrafa “yok Komiserim bu sefer kavga gürültü yüzünden değil. Bildiğiniz gibi değil. Bu sefer aşk yüzünden geldim”

Aşk yüzünden düşmüştü o gün gerçekten...

Biz iyi arkadaştık, birlikte plastik bardakta kola içerdik. . O bana sigara uzatırdı...

Bir yaz akşamıydı. Evin önünde bahçeyi suluyor, kapının önünü yıkıyordum. Polis arabası durdu.

Pekmezci polis, bana baktı.

“Senin şu arkadaşların var ya Sarı ve Ulaş onlar adam öldürmüş” dedi.

Neye uğradığımı şaşırdım. Şaka yapıyorlar sandım. Yüzüme baktı, şaşırdığımı gördü.

“Ciddiyim biraz önce aldık ikisini de. Yazık oldu ölene de bunlara da” dedi.

Oturdum kaldırıma, öylece kaldım. Adam öldürecek insanlar değillerdi.

O gece dolaştım Batıkent’i sonradan öğrendim hikayeyi.

Ulaş, sevdiği kızı görüşmek için parka gitmiş, bankta yalnız oturuyormuş. Sonradan Sarı gelmiş yanına, ikisi birlikte otururken, bir araba durmuş. Bir sürü adam ellerinde bıçaklar, sopalar Sarı’ya saldırmaya başlamışlar. Sarı kanlar içerisinde yere düşmüş. Ulaş bakmış Sarı yerde kanlar içerisinde, adamlara saldırmış, almış bıçağı ellerinden olan olmuş. Sonrasında polis gelmiş, götürmüş.

Ellerinde kelepçe ile Ankara Emniyetinde saatlerce bekletilince bağırmışlar, “açın şu kelepçeleri adam mı öldürdük”, polis cevap vermiş; “biri öldü, dua edin diğerleri ölmesin”

Meğer Sarı parka gelmeden önce yolda biriyle tartışmış, kavga etmiş. Tartıştığı kişi yanına birilerini alıp, gelmiş.

Adamın öldüğünü öğrenince, benim kaldırıma oturduğum gibi ikisi de oturmuşlar oldukları yere. Birlikte tutuklanıp, cezaevine gönderilmişler sonra.
Sarı bir süre sonra serbest kaldı. Ulaş ise cinayetten aldığı cezayı çekmeye başladı. O içerideyken annesi öldü. Kardeşi yalnız kaldı.

Mektup gönderirdi. Bir zaman sonra mektuplar kesildi.

Sevdiği kız ile buluşmaya gitmişti. Aşk yüzünden parktaydı. Kızı göremedi. Birini öldürdü.

Bir yaz günü, Ankara Adliyesinde kafeterya arkadaşlarımla oturuyorum. Çaylar geldi masaya, çayı getiren masada tam yanımda dikiliyordu. Ne olduğunu anlamak için yüzüne baktım. Tanıdıktı yüz, boş gözler, sessiz donuk bir surat.

Kim bu olgun, hüzünlü adam. Acı dolu bir surat. Baktım ve tanıdım. Ayağa kalktım. Cezasının son aşamasında adliyede görevlendirilmiş. Yolumuz 12 yıl sona tekrar bir adliye bahçesinde kesişmişti. Ben onun gibi insanların hikayelerini yazıyordum. O çay dağıtıyordu.

Aşk yüzünden karakola düşen bir genç değildi artık, adam öldürmüş biriydi.

Bana çay getirmişti...

İçeri gittim. Kafeterya sahibini tanıyordum. Biraz konuştum.

Elimde plastik bir bardak ile kola ile döndüm, ona uzattım.

Yanyana uzandığımız çimlerde kurduğumuz basit hayaller geldi aklıma.

Güzel bir düğün yapacaktık ona, Sarı Sadıç’ı, ben şahidi olacaktım...

Bir sigara uzattı.

“Hayat” dedi.

Arzu Yıldız

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arzu Yıldız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi