'Umut taşıdı' Kurtuluş Vapuru

Ekim 1940 sonbaharında Yunanistan, İtalyan ordusunun saldırısı ile bir anda kendini II. Dünya Savaşının ortasında buldu. Almanların da desteğini alan...

Ekim 1940 sonbaharında Yunanistan, İtalyan ordusunun saldırısı ile bir anda kendini II. Dünya Savaşının ortasında buldu. Almanların da desteğini alan Mussolini kuvvetlerine karşı Yunanistan ancak 6 ay direnebildi. Kendi Ordusunun da Hitlerin ordusu kadar güçlü olduğunu ispatlamak derdinde olan Mussolini, Yunanistan’ı işgale başlar. Dönemin yunan başbakanı Metaksas, Musolin’nin ilhak ültimatonunu tanımadığını bildirir. Rus büyük Elçiyi “Ohi” yani “hayır” cevabıyla reddeder.
1941 yılının Nisan ayında Nazi ordusu, İtalya’nın aldığı yenilgiler üzerine Yunanistan’a girer ve üç hafta içerisinde Atina’yı ele geçirir. Acımasız Alman işgali altında geçen zaman zarfı içerisinde Yunan halkı birçok zorluk ile karşı karşıya kalır. Binlerce insan açlık ve salgın hastalıklardan dolayı yaşamını yitirir. Almanlar, Yunanistan’ı ve adaları işgal edince, İngilizler de bize “kendi kıyılarımıza yakın olan adaları işgal etmemizi” teklif eder.

Çok bilindik bir kızıl dereli atasözü der ki “Bir suda iki balık kavga ediyorsa oradan beş dakika önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.” Dönemin İngiltere’si Adalar konusundaki kazanımının yanı sıra Hitlere rehin bırakılan Yunan Altınlarına da çökmeyi başarmıştı. Öte taraftan iç siyasetinde tek parti dönemini yaşayan ve İsmet İnönü’nün yönetimde bulunduğu dönemin Türkiye’si II. Dünya Savaşı başladığında, savaşın dışında kalarak, toprak bütünlüğünü korumayı amaçlayan bir politika izlemiştir. Aslında Türkiye’nin II. Dünya savaşı sırasındaki hedefi, “tarafsız olmaktan ziyade savaşın dışında kalabilmekti.” Çünkü Türkiye, toprak bütünlüğünü korumayı amaçlıyordu. Daha 16 yıllık bir devletin böyle büyük bir savaşın yükünü kaldıramayacağı da çok açıktı. Dolayısıyla dönemin Türkiye’si savaşa fiilen girmeyi kabul etmemişti. Bir taraftan da doğal bir sonuç olarak Türkiye’nin jeopolitik öneminden dolayı, mihver ve müttefik devletler, Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için büyük çaba harcayarak baskı uygulamışlardı. Lakin iki taraf da bu konuda başarılı olamadı ve Türkiye, savaş sonuna kadar savaşın dışında kalmayı başarmıştı.
Diğer taraftan Naziler, barış döneminde dahi topraklarında yetişen ürünlerin yiyecek ihtiyacını karşılamaya yetmeyen Yunanistan’ı işgale ve yiyecek stoklarına el koyarak ilerlemeye devam ediyordu. Avrupa da ilerleyen Alman ordusuna gereken kumanya için buğday depoları, mandıralar, çiftlikler süratle yağmalanıyordu. Çok geçmeden ülke genelinde açlıktan ölümler başlamıştı. Bir lokma ekmeğe muhtaç kalan Yunan halkı, çaresizlik içindeydi. Atina sokaklarında açlıktan ölenler kamyonlarla toplu mezarlara taşınıyordu. Aynı günlerde Türkiye’de de kıtlıkla mücadele yaşanıyordu. Tarımda çalışabilecek nüfusun büyük bölümü olası bir savaş tehdidine karşı askere alınmış, yiyecek stokları da aynı gerekçeyle orduyu beslemek üzere ayrılmıştı. Buna rağmen Türk halkı, komşu ülkede yaşanan büyük açlığı anlatan haberleri dikkatle takip ediyor ve bir şeyler yapmak istiyordu. Sonunda dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 19 yıl önce savaştığı düşman ordusunun halkına yardım etmek için alınan karara imza attı. Yunanistan’a dostluk elini uzatan ilk ülke Türkiye oldu. Yurt genelinde başlatılan kampanya ile komşuya yiyecek ve ilaç göndermeyi başarmıştık. Herkes dişinden tırnağından arttırdığı bir kaç lokmayı yardım merkezlerine bırakıyor, yiyecek paketleri İstanbul limanına taşınıyordu. Hükümet, yardımları Yunanistan’a ulaştırmak üzere 1882 yılı yapımı 2400 tonluk, bir kuru yük gemisi kiraladı. Geminin adı 19 yıl önce Yunanistan ile yaşanan savaşla aynı adı taşıyordu: KURTULUŞ. Kurtuluş vapuru dört tarafına Kızılay amblemleri asılarak sefere hazırlandı. Vapur, toplam 2000 tonluk gıda ve ilaç yardımı yüklü olarak 6 Ekim 1941’de Karaköy rıhtımından Yunanistan’a doğru uğurlandı.
Vapur Pire Limanına vardığında Türkçe ve Yunanca sevinç çığlıkları ile karşılandı. Gemiden indirilen her yiyecek paketi, limana varan her kutu ilaç Alman askerlerinin sert bakışları altında halkın açlıktan “Kurtuluş ”unu müjdeliyordu. Kurtuluş Vapuru, sonraki süreçte Yunanistan’a dört sefer daha gerçekleştirerek 8000 ton civarında insani yardımı Yunan halkına ulaştırmayı başarmıştı. Ta ki 20 Şubatı 21’ine bağlayan kara geceye kadar. Yunanistan’a beşinci seferini gerçekleştirmeye hazırlanan 2000 ton kumanyayla İstanbul’dan ayrılan Kurtuluş Vapuru, Marmara adası açıklarında şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Dört saat süren müthiş mücadele sonunda kayalıklara çarpan gemiyi, mürettebat gözyaşları içerisinde terk etmek zorunda kaldı. Günün ilk ışıkları fırtına bulutlarının arasından denizi aydınlattığında Kurtuluş, kendisini bekleyen binlerce Yunanlının umutları ile birlikte Marmara’nın soğuk sularına gömülmüştü. Talihsiz vapurun 34 kişilik mürettebatı, Marmara adasına sığınarak kurtuldu. Mürettebatın vapurdan sağ çıkması da büyük bir mucizeydi. Kazadan sonra saatler süren yürüyüşün ardından Pulutya köyüne varan kazazedeler, daha sonra İstanbul’a getirildi. Kurtuluş Gemisinin batışıyla Yunanistan’a yapılan insani yardım seferleri sekteye uğramış olsa da Türkiye konuya olan hassasiyetini koruyarak toplam 50.000 tonluk gıda ve ilaç yardımını “Tunç”, “Konya”, “Güneysu” ve “Aksu” gemileri ile 1946 yılına kadar Yunanistan’a ulaştırdı. Lakin Yunan halkının yüreklerinde bütün bu gemilerin adı “KURTULUŞ” olarak kaldı. Bu vesileyle de gerek Yunan basınında, gerekse Türk basınında savaş çığırtkanlığı yapan piyonlara Kurtuluşu hatırlatmak istedik. “Tarihte belki de hiçbir vapur, onun kadar umutla beklenmemiş, onun kadar sevinçle karşılanmamıştı. Hiçbir vapur, tek bir yolcu taşımadığı halde binlercesini ölümden kurtarmamıştı. Tarihte belki de hiçbir vapur, onun kadar sevilmemişti. Yine hiçbir vapur, tarihin derinliklerinde onun kadar kolay unutulmamıştı.”
Malumu arz sanatı üzeri biz gazetecilerin görevi de tarihin tekerrürden ibaret olduğunu hatırlatmaktır. İlaveten 04 – 11 Eylül 1919 Sivas kongresi kararı olan “Vatanın bütünlüğüne yönelik her türlü işgal ve mücadeleye karşı koymak meşru müdafaa hakkını kullanmaktır.” Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti Milli birliğine ve Milli bütünlüğüne herhangi bir tehdit hissetmediği müddetçe KURTULUŞTUR…

Perihan MUŞ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Perihan Muş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi