Dağlık Karabağ ve ötesi

Uluslararası hukuka göre Dağlık Karabağ, Azerbaycan'ın bir parçası ancak nüfusun yüzde 80’ini oluşturan Ermeniler, Azerbaycan yönetimine karşı çıkıyor. Özerklik statüsündeki paylaşılamayan bölgenin idaresi Ermenistan'ın da desteğiyle, 1990'lardaki savaştan bu yana Ermenilerin elinde.

Bu minvalde Azerbaycan ve Ermenistan arasında vuku bulan olayların ilk fitili, 1-2 Aralık 1987 tarihinde atıldı. Sovyetler Birliği içerisinde yer alan ve oblast (bölge) statüsünde olan Dağlık Karabağ'da Ermenilerin çoğunlukta olduğu Çardıklı kasabasında yönetim liderinin görevden alınmasıyla başlayan protestolar Azerbaycan polisi tarafından bastırılmıştı.

13 Şubat 1988; Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içerisindeki Dağlık Karabağ Özerk Oblastı'nın Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmasını talep edenler Hankendi şehrinde sokağa döküldü.
20 Şubat 1988; Dağlık Karabağ Özerk Oblastı Ulusal Konseyi Olağanüstü Toplantısı'nda Ermeni temsilciler bölgenin Ermenistan ile birleşmesinden yana karar aldı. Moskova bu kararı kabul etmemişti.
26 Şubat 1988; Dağlık Karabağ'ın Ermenistan ile birleşmesini destekleyen bir milyon kişi Erivan'da yürüyüş düzenledi.
27-29 Şubat 1988’e gelindiğinde Sovyet kayıtlarına göre 26'sı Ermeni ve 6'sı Azeri toplam 32 kişinin hayatını kaybettiği Sumgayıt olayları başladı.
15 Haziran 1988 da Ermeni Yüksek Sovyeti, Sovyet Anayasası'nın 70. maddesini temel alarak, Dağlık Karabağ Özerk Oblastı'na bölgenin Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmasına yönelik yetki verdi. Bu yetki kararına karşılık 21 Eylül 1988 günü Moskova, Dağlık Karabağ Özerk Oblastı'nda sıkıyönetim ilan etti.

1990’ların başlarında bölgede etnik çatışmalar başladı; Ermenistan’ın Karabağ’ı kendi sınırlarına katma isteğini açıklamasının ardından bu çatışma Ermenistan ve Azerbaycan arasında savaşa dönüştü.
10 Aralık 1991'de Azerbaycanlıların boykot ettiği ve yalnız Ermenilerin katıldığı halkoylaması sonucuna göre bağımsızlık kararı alındı ve 6 Ocak 1992'de de bağımsızlık resmen ilan edildi.
Fakat Ermenistan'da dâhil olmak üzere hiçbir ülke veya uluslararası kuruluş Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını tanımamıştı.
Takvim yaprakları 25-26 Şubat 1992’iyi gösterdiğin de Ermenilerin yüzlerce kişiyi katlettiği "Hocalı Katliamı", İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne göre Dağlık Karabağ'da süren savaşın en kanlı dönemi olarak tarihe geçti. Azerbaycan makamları verilerine göre, 7 bin nüfuslu Hocalı'da 600'den fazla kişi yaşamını yitirdi. Türkiye'de hazırlanan bir rapora göre binlerce bina yerle bir oldu ve yüzlerce aile evini terk etmek zorunda kaldı.
9-11 Mayıs 1994'te Rusya'nın ara buluculuğunda kapsamlı bir ateşkes anlaşması yazıldı. Azerbaycan, Ermenistan ve Dağlık Karabağ'ın savunma makamları bu anlaşmaya imza attı. Anlaşma 12 Mayıs 1994'te yürürlüğe girdi. Çatışmaların durması için askerden arındırılmış alan belirlendi. Ancak, her iki tarafça 1994'ten bu yana bu bölgenin sınırları ihlal edilerek tahrikler devam etti.
6 Aralık 1994’e gelindiğinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) kapsamında Dağlık Karabağ sorunun çözülmesi amacıyla Minsk Grubu adında bir eş başkanlık oluşturdu. Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri önderliğinde kurulan grubun üyeleri arasında Ermenistan ve Azerbaycan'ın yanı sıra Türkiye, Almanya, İtalya, Belarus, İsveç ve Finlandiya da bulunuyor.
1994'te ateşkes ilan edilse dahi herhangi bir barış anlaşması imzalanmadı.

Takvim yaprakları 27 Eylül 2020’yi gösterdiğinde Rusya’nın da desteğini aldığı bilinen Ermenistan ordusu saat 06.00 sıralarında cephe hattı boyunca geniş kapsamlı provokasyonda bulunarak Azerbaycan ordusunun mevzilerine ve sivil yerleşim birimlerine büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla ateş açtı. Ermeni güçlerin Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine ateş açması üzerine çatışmalar başladı. Azerbaycan Hükümeti "Ermenistan'ın sınırdaki muharebe faaliyetlerini sonlandırmak ve sivillerin güvenliğini sağlamak için karşı saldırıya geçtik" ifadelerini kullandı.

Bu gelişme üzerine Azerbaycan Milli Meclisi, ülkenin bazı şehir ve bölgelerinde " savaş hali" ilan edilmesi kararı aldı. Yaşanan gelişmeler üzerine Rusya’nın yaptığı açıklamada, "Durumu istikrara kavuşturmak için tarafları derhal ateşkese ve müzakerelere başlamaya çağırıyoruz." ifadesi yer aldı. Rusya’nın konuya bu denli müdahil olması ise tamamen Kafkas ötesi ve Hazar Denizine kadar oluşturduğu Sosyal, Siyasi ve Ekonomik çıkarlarından kaynaklandığı da bilinmektedir.
Soğuk Savaşın sona ermesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılması ile mümkün olmuştu. Bu yeni dönemde birliğin en büyük devleti olan Rusya Federasyonu (RF), ilk yıllarında ciddi ekonomik ve politik sorunlarla mücadele ederken Kafkaslarda iç savaş tehdidiyle karşı karşıya kalmış, ancak Vladimir Putin’in 2000 yılında Cumhurbaşkanlığı görevine getirilmesi sonrasında gerçekleştirdiği ekonomik ve politik reformlar sayesinde bölgesinde siyasi nüfuzunu artırmayı başarmıştı. SSCB’nin dağılması sonrasındaki Kafkasya, devletlerin mevcut sınırlarıyla Kuzey ve Güney Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştı. Kuzeyi Rusya Federasyonu’nun bir kısmını, güneyi ise bağımsız üç devlet olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı kapsamaktaydı. Konum itibariyle bu bölge Moskova’dan bakıldığında Kafkas dağlarının arkasında kalmakta ve “KAFKAS-ÖTESİ” anlamına gelen “TRANSKAFKASYA” olarak adlandırılmaktadır.

Günümüz Rusya’sının dış politika doktrinlerinde; eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin Rusya Federasyonu liderliğinde birleşmelerini ve bu coğrafyada diğer güçlerin faaliyetlerinin kısıtlanmasını esas alan politikaların yürütülmesi hedeflenmektedir.

Bu hedefler, Putin’in Avrasya Birliği projesini öneren politikaları ve Ağustos 2008’teki Rusya-Gürcistan savaşı sonrasında bölge devletleriyle olan ilişkileri paralelinde yorumlandığında, Rusya’nın yeniden Güney Kafkasya’da etkisini artırma eğiliminde olduğunu bize göstermektedir. Bölge uğruna verilen bu jeopolitik savaş, YENİ BÜYÜK OYUN (NEV GREAT GAME) olarak ifade edilmekte olup, Rusya’nın yeniden süper güç olmasını sağlayacak niteliktedir. Bu durum Moskova’nın son dönemdeki saldırgan politikalarının nedenlerini de kolayca açıklamaktadır. Rusya’nın belki de ‘yumuşak karın’ olarak adlandırabileceğimiz ‘Yakın Çevre ’ye dâhil olarak benimsediği güney bölgesi, Dağlık Karadağ ve Hazar Denizi meselesidir.

Soğuk savaşın sonrasında Kafkasya bölgesinin doğal, coğrafi, ekonomik ve jeopolitik durumu ve verimli, zengin ekonomik ve kültürel işbirliği potansiyeli bölgeye stratejik boyut kazandırdı. Bu nedenle, Rusya’nın Dağlık Karabağ sorununu diplomatik olarak çözmeye yönelik girişimleri, daha ziyade bölgenin geleceğini dönüştürmeye ve Kafkasya bölgesinin kriz geçiren bir bölgeye dönüşmesini engellemeye yönelik, istikrarlı ve güvenli bir alan yaratma eksenli olmuştu. Rus çıkarları ile Azerbaycan politikaları ilk olarak Ebülfez Elçibey Dönemi’nde 1992–1993 tarihlerin de çatışma eğiliminde olmuştu. Buna ilaveten mücadele yılları içerisinde Azerbaycan tarafından Rusya’ya karşı gelişen güvensizlik ve Rusya’nın Ermenistan tarafında yer alması, Azerbaycan’ın Rusya Federasyonu’nu ciddi olarak rahatsız eden politikalara imza atmasına neden olmuştu. Bu politikaların başında Azerbaycan tarafından Hazar Denizi’ndeki enerji rezervlerinin kullanımı için yabancı petrol şirketleriyle görüşülmesi, İngiltere’nin BP şirketinin liderliğinde bir şirketler birliği kurulması ve bu oluşuma Rusya’nın dâhil edilmeyerek pay verilmemesi geliyordu. İlaveten Rusya’nın BDT’ye katılım talebinin kabul edilmemesi, Rus üslerin kapatılması ve askeri birliklerin ülkeyi terk etmesi ilişkilerin iyice gerilmesine sebep olmuştu. Bu bağlamda Rusya iki devleti de silahlandırarak, mevcut durumu koruma ve ikisi arasındaki askeri dengenin sağlanmasını amaçlamaktaydı. Olası çatışmaya dönüş, iki ülke arasındaki ilişkileri büyük ölçüde tahrip edecekti. Rusya'nın doğrudan Ermenistan'a yardım etmesi durumunda ise Azerbaycan'la olan ilişkilerini koparacak ve hayati petrol arzı neredeyse imkânsız hale gelecekti.

Tüm bunların neticesin de Rusya’nın genel olarak Güney Kafkasya bölgesindeki etkisinin eskiye göre zayıfladığını da gözlemlemekteyiz. Bu gidişatı kaçınılmaz olarak göremeyen Rusya buna karşı koymak için birden fazla argüman kullanmaktadır. Bunların arasında ekonomik baskı, enerji bağımlılığı, çok taraflı gruplar, diasporalar ve Rus kültür eğitiminin yeniden uygulanmasını sayabiliriz. Öte yandan Güney Kafkasya'da Ermenistan ekonomik olarak Rusya'ya fazlası ile bağımlı olduğundan egemenliğinin bile sorgulanır hale geldiği de unutulmamalıdır. İlaveten Azerbaycan ve Gürcistan, farklı yollar ve metotlarla Rusya'nın uydusu olmaktan uzaklaştığını da söyleyebiliriz. Yine de Batı'nın Güney Kafkaslara tutarsız ve karışıklıklarla müdahalesi bölgede Rusya’nın kazançlarını artırmaktadır. Bu arada sadece Güney Kafkas ülkelerinin tek taraflı olarak hareket etme konusundaki güveni arttıkça Rusya’nın ağır güç kullanma teşebbüslerinin geri teptiği ve bölgede hedeflediği sonuçlara ulaşmasının önünün de kesildiği gözlemlenmektedir…

Perihan Muş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Perihan Muş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi