Hindistan'da İslam karşıtlığı devam ediyor

Hindistan yaklaşık 150 yıldır, Müslümanlarla Hindular arasında oldukça gerilimli bir çekişmeye ev sahipliği yapıyor. Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin Kasım 2019’da verdiği karar da bu çekişmeye yeni boyutlar ilâve etmişti. Önce meselenin tarihî geçmişine, ardından günümüze yansımalarını hep birlikte inceleyelim.

Bugünkü Hindistan topraklarında kendi adıyla anılan dev bir imparatorluk kuran Babür Şah, 1526’da Panipat Savaşı’nı kazanarak devletinin temellerini attıktan sonra, Hint Alt Kıtası’nın İslamlaştırılmasına girişti. Bu amaçla yapılan ilk camilerden birini, Babür’ün komutanlarından Mir Baki, 1528-29’da Ayodhya’daki bir tepenin üzerine inşa ettirmişti. Babür Şah’a nispetle “Babri Mescid” adı verilen mabet, yüzyıllar boyunca Müslümanlar tarafından aktif biçimde kullanıldı.

Bölgede İslâm dininin merkezlerinden biri olarak hizmet verdi. 1853’te, tam da Hindistan’daki İngiliz egemenliğinin giderek güçlendiği bir zamanda, Nirhomis adlı bir Hindu tarikatı, Babri Mescid’in aslında bir Hindu tapınağının üzerine inşa edildiği iddiasını ortaya attı. Hindulara göre, bu sıradan bir tapınak değil, tanrılarından Ram’ın doğduğu yerdi. Ortaya atılan bu idda neticesinde Ayodhya kenti kısa sürede çatışmaların odağı haline geldi. Sonunda İngilizlerin müdahale ederek durdurduğu olaylarda, onlarca kişi hayatını kaybetti. 1859’da, İngiliz yönetiminin aldığı kararla, Babri Mescid’i iki ayrı dinin mensupları için ikiye ayrıldı. Müslümanlar içeride,

Hindular da dış bahçede ibadet edeceklerdi. Babri Mescid’e tamamen el koymayı artık gözlerine kestiren Hindular, tanrı Ram’ın doğum yeri olduğu iddiasını da yıllar içinde “kesin bir bilgi” olarak Hindu kamuoyuna büyük ölçüde kabul ettirdiler. 1934’te, Şahcihanpur kentinde bir ineğin Müslümanlar tarafından boğazlandığı iddiaları üzerine çıkan olaylar sırasında, Babri Mescid de Hindular tarafından saldırıya uğrayarak tahrip edildi. 1944’te, Hindistan Müslümanlarının oluşturduğu vakıf idaresi, Babri Mescid’in kendi mülkleri olduğunu duyurdu. Ancak kısa süre sonra Britanya Hindistanı’nın bölünmesi söz konusu olunca, mescidin durumu da geri plana düştü.

Hint Alt Kıtası’nda Hindistan ve Pakistan adında iki ayrı devletin ortaya çıkmasından iki yıl sonra, 1949’da, Hindular bir gece ansızın Babri Mescid’in içine büyük bir Ram heykeli yerleştirdi. Çıkan çatışmalar yayılınca, mahkeme, mescidin tamamen kapatılmasına karar verdi. 1980’lerin sonuna kadar, Babri Mescid’in statüsü Müslümanlarla Hindular arasında bitmek-tükenmek bilmeyen davalara ve tartışmalara konu oldu. Hindu milliyetçisi siyasetçilerin kamuoyunu sürekli tahrik ettiği bu sürecin sonunda, 6 Aralık 1992 günü Babri Mescid’e saldıran 150 bin dolayında Hindu, dünyanın gözleri önünde tarihî camiyi temellerine kadar yıktı. Sonrasında, Hindistan’ın her yerinde çıkan ayaklanmalarda en az 2 bin kişi hayatını kaybetti, bazı siyasetçi ve bürokratlar görevden alındı, bazıları istifa etti. Mescidin akıbeti ise tekrar karmaşık bir hukukî prosedürler silsilesine havale edildi. Hindistan Yüksek Mahkemesi, nihayet Kasım 2019’da oybirliğiyle aldığı kararla, “tapınak inşa etmeleri için” Babri Mescid’in yerini Hindulara tahsis etti. Kararda, Müslümanlara alternatif bir cami arsası verileceği vurgulandı, ancak somut bir yer gösterilmedi. Hindular, dava sonucunu bayram havasında kutlarken, Müslümanlar tahmin edilebileceği gibi büyük hayal kırıklığı yaşadılar.

Müslümanlara cami için somut bir yer gösterilmediği gibi 28/9/2020 - 5/10/2020 tarihleri arasında 200 mescit yıkıldı. Bu minvalde bölgeden gelen haberleri incelediğimizde Hintli Müslümanların tek sorununun bu olmadığını görüyoruz. Hindu hükümetince alınan kararlar Hintli Müslümanların, Müslüman kimliğiyle yaşamalarının önünü kapatıyor. Mayıs 2019’ da büyük bir çoğunluk elde ederek genel seçimleri kazanan ve Hindu ulusunu önceleyen bir ideolojiye sahip Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve partisi, o tarihten bu yana Hindu milliyetçilerini memnun eden ancak Müslümanlar için "huzur bozucu" adımlar atmaya devam ediyor. Başbakan Modi ve liderliğini yaptığı Hindistan Halk Partisi (BJP), ilk olarak Assam'da çoğunluğu Müslüman 1,9 milyon kişinin Ulusal Vatandaş Sicili (NRC) listesi dışında bırakılmasına yönelik girişimde bulundu. Daha sonra hükümet, 5 Ağustos'ta Cammu Keşmir eyaletinin özel statülü yapısını ortadan kaldırdı ve eyaleti iki birlik toprağına böldü. Yasa bu kapsamda Assam eyaletinde yaşayanlardan, aile geçmişlerini kanıtlayan belgeler getirmeleri gerektiğini, vatandaşlıklarını kanıtlayamayanların kaçak yabancı statüsünde görüleceğini belirtiyor. İlaveten çıkartılan yasalar aile hayatını ve iradi yaşamı da hedef alıyor. Uygulama da olan

Tasarı kızların okula başörtülü gitmesini engellemesinin yanı sıra Hindistan’da İslami talaq’ı (İslami usullere göre boşanmayı da) yasaklıyor. Assam, Hindistan'ın en fazla etnik çeşitliliğe sahip eyaleti; 32 milyon nüfusun üçte biri Müslüman. Bu oran, Hindistan idaresindeki Keşmir'den sonra Müslüman nüfus açısından en büyük oranı oluşturuyor. Müslümanlar, devletin ve federal hükümetin bu uygulamayla doğrudan kendilerini hedef aldığını söylüyor. Bu kapsamda çıkartılan Yasa Tasarılarına tepki gösterenler, vatandaşlık tasarısının Hindistan'da yaşayan Müslümanları tanımlamak ve sınır dışı etmek için yapılan kampanyaların bir parçası olduğunu dile getiriyor. Son verilere göre, vatandaşlık kaydı uygulaması ile Assam'da 1,9 milyon kişi vatandaşlıktan çıkarılmış. Hindistan Halk Partisi (BJP)’nin İslam karşıtı politikalarına karşı Hintli Müslümanlarca tepki devam ediyor. Şubat ayının sonunda başkenti yutan en kötü dini çatışma olan Delhi'de ayaklanmaların patlak vermesinden bu yana, ölen 51 kişinin en az dörtte üçü Müslüman ve birçok Müslüman hâlâ kayıp.

Uttar Pradesh eyaletinten emekli bir kıdemli polis memuru olan SR Darapuri, "Delhi'deki son isyanlar sırasında polisin rolü son derece kınanacak durumdaydı. Sadece Müslümanlara saldıran Hindu çetelerinin yanında yer almakla kalmadılar, aynı zamanda onlara karşı orantısız güç kullandılar. Şiddete maruz kalan birçok bölgede mahsur kalan Müslümanlardan gelen SOS çağrılarına kasıtlı olarak cevap vermediler. Açıkça görülüyor ki, polisin rolü toplumsal, etik ve profesyonellikten uzaktı. " ifadelerini kullandı. Viral hale gelen bir cep telefonu görüntüsü, Delhi polisinin Müslüman karşıtlığını gözler önüne serdi. 24 Şubat'ta isyanların ilk çatışmalarından birinde, herhangi bir şiddete katılmayan beş Müslüman erkeği döven polis memurları yakalandı. İddialara göre polis memurları, beş Müslüman genci vücutları gevşeyip kırılıncaya kadar tekmeledi ve sopalarla vurdular. Sonra yaralılar sokakta yatarken, polis onları Hindistan'a “sadakatlerini” kanıtlamak için ulusal marşı söylemeye zorladı. Erkekler arasında o gün annesini aramaya çıkan 23 yaşındaki Mohammad Faizan da vardı. Masum bir seyirci olsalar da, polisin elindeki dayak ve alenen aşağılamalarının ardından Faizan ve diğerleri, herhangi bir tıbbi müdahale görmedikleri gibi polis gözaltından da gözaltına alındı. 24 saat sonra serbest bırakıldığında Faizan'ın durumu kötüleşti. Ertesi gün hastanede iç kanamadan öldü, ancak ailesine hala ölüm sonrası muayene raporu verilmedi.

Ayaklanmaların çoğu mağduru artık polisin şiddete ortak olmasının asla adalet alamayacakları anlamına geldiğine inanıyor. İsyan mağdurlarına ücretsiz hukuki yardım sağlayan avukat Mehmood Pracha, polisin şimdi şiddeti gerçekleştiren çetelerin hesaba çekilmesini engellemeye çalıştığını iddia etti. Emekli bir Müslüman polis, ayaklanmalarda evi yağmalandığı için düzinelerce çağrıya hiçbir memurun yanıt vermediğini söyledi. Hayatı boyunca Delhi polisi için çalışan 66 yaşındaki Mahmood Khan, Hindu çeteleri tarafından evine üç kez baskın düzenlendiğini, çağrılarına hiçbir polisin yanıt vermediğini, kıdemli bir memura yazdığı mektubun cevapsız kaldığını ve polisin başlangıçta hasar hakkında bir rapor sunmasına izin vermediğini söyledi.

Açlık, sefalet ve tecavüz başta olmak üzere dayanması güç bir hal üzeri zulüm gören Hintli Müslümanlar simgesel isim Mahmood Khan nezdinde dünyaya sesleniyor.
Khan, "Belki suçluları arıyormuş gibi yapacaklar ama sonunda korunacaklar. Biz Müslümanız. Bizim için adalet yok.” diyor…

Peihan Muş

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Perihan Muş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi