Düyun-ı Umumiye’den Günümüze Para, Borç ve Faiz Sarmalı

Düyun-ı Umumiye (Genel Borçlar İdaresi), Cennet Mekân (Yeri, durağı cennet olan, cennete nâil olmuş bulunan) Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulmak zorunda kalmıştır. Osmanlı'nın Kırım Harbi sonucu dış borçlar ile mali olarak çökertilmesiyle Eminönü'nün en yüksek tepesinde kurulan bu kurumun yeri aslında bilinçli olarak seçilmiştir.

Bugünün İstanbul Valiliği'nin, o dönemin Sadrazamlığının, Bab-ı ali Tepesinde kurulmasıyla aslında biz sizin üstünüzdeyiz mesajı verilmeye çalışılmıştır. İngiliz ve Fransızların başında olduğu bu kurum zamanla öyle bir hâle gelmiştir ki, bir dönem çalışan sayısı Osmanlı Maliye Bakanlığı'nda çalışan memur sayısını geçmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 1854 yılında başlamış olduğu dış borçlanması tam 100 yıl sonra 1954’te bitirilmiştir. Osmanlı'nın bu konuda eleştirilmesini yersiz bulmakla birlikte bunun tarihimizde tekrar IMF borçlanması ile tekerrür ettiğini görmemek gibi tutumlara anlam veremiyorum. Aynı şekilde 1961 yılının Ocak ayında başlayan tam 19 stand-by anlaşması ile devam eden IMF’den borç alma süreci 14 Mayıs 2013 tarihinde son bulmuştur.
Kötü siyasi yönetimler, koalisyonlar sebebiyle Türkiye borç sürecinde kotasının üzerinde kredi kullandığı için daha yüksek faiz oranı ödemek zorunda kalmıştır. Düşünün ki 1999 yılından 2005 yılına kadar Türkiye IMF’e 3 milyar 259 milyon dolarlık faiz ödemesi yapmıştır. Bununla birlikte Türkiye 2003 yılından itibaren IMF'den 1 milyar 770 milyon dolarlık kredi kullanılırken, IMF'e önceki yıllarda kullanılan kredilerden dolayı 2 milyar 769 milyon dolarlık ödeme yapmıştır. Yani bu şu demektir; faiz sarmalında debelenen Türkiye aldığı kredinin daha fazlasını ödemeye mahkûm edilmiştir.
Aslında benim de “Türk Siyasi tarihine damgasını vuran Gümüşhanevi dergâhının İslam ekonomisine katkıları” adlı kitabımda belirttiğim formül şu idi: Kapitalist ve sömürgeci bir anlayış ile hareket eden Batılı devletlerin kıskacından kurtulmanın yegâne yolu faizleri azaltmak, sıfırlamak ve sonrasında üretim ekonomisi ile durgunluktan kurtulmak.

Bugün dünyada ve ülkemizde meydana gelen sosyoekonomik krizlerin tek sebebi para, borç ve faiz sarmalıdır. Hamdolsun Türkiye kendi çabaları ile Cumhurbaşkanımızın dirayetli yönetimi ile IMF denen bu belayı başından defetmeyi başarmıştır.
Hatta gelinen süreçte ülkemiz Somali'nin IMF’e vadesi geçmiş borcunun ödenmesinde katkıda bulunmuştur. Her ne kadar bu karar eleştirilse de aslında bunun Türkiye’nin cihan devleti olması yolunda aldığı bir karar olduğu sonradan anlaşılmıştır. Türkiye'nin Afrika'ya açılan 'kapısı' niteliğindeki Somali’de sivil toplum kuruluşlarımız olan TİKA ve Kızılay aracılığıyla yaptığı maddi yardımların tutarı 1 milyar doları geçmiştir.

Türkiye’nin üretim ve dış ticaretinde son yıllarda gözle görülür bir şekilde bir artış yaşanmıştır. Sanayinin, üretimin 3 temel sıkıntısı vardır. Bunlardan ilki; sermaye, hammadde ve iş gücüdür. Üretilen ürünün pazarda rekabet şansının olabilmesi için öncelikli olarak ucuz sermaye kaynakları tarafından fonlanması gerekir.
Kalkınmasını tamamlamış Avrupa bu döngüyü Sanayi Devrimi ile yaşamıştır. Fakat öncesinde coğrafi keşifler ile ucuz hammadde kaynaklarına ulaşmış olması sanayi devriminde bu sıkıntıların kolay atlatılmasına sebep olmuştur. Coğrafi keşifler sonrası Avrupa'da zenginliğin kaynağı toprak olmaktan çıkıp maden olmuştur.
Pandemi süreci sonrasında yaşanması muhtemel sosyoekonomik krizin üzerine bir de kapitalist düzenin temel gelir kaynağı olan fakat adil olmayan faiz eklenir ise dünya daha da kötüye gidebilir. Bu konuda daha önce yazdığım üzere Kur’an faiz hususunda birçok men edici emir insanlığı yüzyıllar öncesinden uyarmaktadır. Bakara Suresi 275. Ayette “Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, "Alım satım da ancak faiz gibidir" demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine aittir, işi de Allah’a kalmıştır. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir”. Buyurmaktadır.
Bunun yanı sıra Kur’an-ı Kerim’de 30 defa geçen ‘zekât' lafzıyla adil bir gelir dağılımı için inananları teşvik etmektedir.

Rasûlul¬lah (s.a.v)’de zekât konusunda şöyle buyurmuştur :“İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’¬tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûl’ü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacc etmek, ramazân orucunu tutmak” ifade etmektedir.
İslam iktisadının 21. Yüzyılda insanlığın yeniden inşasında umut olması en büyük temennimizdir.

Kenan AYDIN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kenan Aydın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi