Boğaziçi’nden ecele faydası olmayan Erdoğan fobisi

Şeyh Edebali der ki; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Osmanlı devletini yönetenler her dönem bu sözü kendilerine düstur edinmişlerdir. Tebaasının mutluluğu ve huzuru için elinden geleni yapmışlardır. Fethedilen coğrafyalarda insanların can ve mal güvenliğine önem verilmiş bunun yanı sıra o bölgenin gelişimi için de yatırımlar yapılmıştır. Ağır vergi yüklerinden kurtulan halk Osmanlı tebaası olmayı büyük bir şeref addetmiştir. Hatta Bizans halkı, Latin milletlerine boyun eğmek yerine Osmanlı’nın tebaası olmanın daha iyi olduğunu şu şekilde ifade etmiştir: “Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını görmeyi yeğleriz".

Mamafih Avrupa ve Balkanlarda uzun yıllar boyunca devam eden göç ve fetih hareketleri sonucu oluşan sosyoekonomik etkileşim, bizim toplumumuzda bir takım farklı fikir ve aksiyonların gelişmesine neden olmuştur. “İlim Çin'de de olsa ona tâlip olun. Çünkü ilim her Müslümana farzdır” diyen bir peygamberin ümmeti olarak, Avrupa’ya gönderilen bizim “İntelijansiyanın” çocukları kısmi olarak ilim almışlar fakat maalesef kendi benliklerini yitirip geri dönmüşlerdir. Kimileri de dönememiştir.
Bu yozlaşmanın vahametini, Osmanlının en meşhur lâdînî şairi Tevfik Fikret’in, ilim tahsil için Avrupa’ya gidip ancak Amerika’da bir kilisenin başpapazı olarak vefat eden oğlu Haluk’un örneğinde açıkça görmek mümkündür. Hakkın tevfikine mazhar olmamış Haluk’un babası Tevfik, bugün adı olaylar ile anılan Robert Koleji'nde ölene kadar öğretmenlik yapmıştır. Dönemin meşhur şairi Mehmet Akif, Tevfik’i Robert Kolejinde çalıştığı için “Protestanlardan para alan bir zangoç olarak” değerlendirmiştir.

Peki, Amerikan yanlısı ve Balkan isyanlarına liderlik edenlerin çoğunluğunun yetiştiği Robert Koleji ve bu kolejin devamı niteliğindeki Boğaziçi Üniversitesi'nin hikâyesi nedir?

Bebek’te 16 Eylül 1863’te küçük bir evde açılan Kolej’in kurucusu, Amerikalı misyoner Cyrus Hamlin’dir. Kolej, adını, ölene kadar yardımını sürdüren Fransız kökenli Amerikalı tüccar Christopher Rhinelander Robert’den almıştır.

Hamlin ile Robert, Amerikan hükümetinin desteğini de alarak, Padişah’tan, Kolej’e Amerikan bayrağı asma hakkını veren bir “irade” elde etmişlerdir. Faaliyete başladıklarının ilk 1863-1864 yıllarında okulun eğitim müfredatından sadece yabancılar ve Osmanlı uyruklu Hıristiyanlar istifade ediyorlardı. Eğitim Amerikan sistemindeki “Self- Help” (kendi kendine yardım) ilkesi ile yürütülüyordu. 1884-1964 yılları arasında yaşayan ünlü yazar Halide Edip, İstanbul Amerikan Kız Koleji adıyla anılan Robert Koleji'nden mezun olan ilk Müslüman kız olmuştur.

1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile yabancı okulların birçoğu kapanmış fakat Robert ve Amerikan Kız Koleji, Millî Eğitim Bakanlığı'na uygun müfredat uygulayarak lise düzeyinde eğitim vermeye devam ettiler. 1930 sonrasında Türk öğrenci sayısı yabancı öğrenci sayısını aşmıştır. İlk başta öğretmenlerin tümü yabancı iken daha sonra Türk öğretmen sayısı artmıştır. 1971’de kuruma üniversite statüsü verilmiştir.

Kuruluş amacı ve yabancı okullara tanınan ayrıcalıklar sebebiyle Robert Koleji, aslında Rumeli Hisarı'nın Fatih’in fetih ruhuyla simgelemesine adeta karşı çıkarcasına, Osmanlı'nın yıkılış vetiresini hızlandıracak adımların atılmasında ve bu adımların hızlanmasına vesile olacak kişilerin yetişmesinde hep ön ayak olmuştur. Hatta Rumelihisarı’nda tepe üzerindeki araziyi koleje veren Paris elçisi Ahmet Vefik Paşa ölümünden sonra Eyyüb Sultan'a gömülmek istese de II. Abdülhamid Han buna izin vermeyerek, paşayı kıyamete kadar çan sesi dinleyeceği Rumeli Mezarlığı'na defnettirmiştir.

Boğaziçi Üniversitesi, gelinen noktada yetiştirdiği güruh ile tekrar o misyoner ruhunu diriltmek ve devletin başına yani Cumhurbaşkanımıza isyan bayrağını açmak istemektedir. Kendi okullarında yüksek lisans ve doktora yapan birisinin Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle atanmasına bile tahammülü olamayan bu cenahı biz Osmanlıdan tanırız desek sanırım hata etmiş olmayız. Ati, tarihten ders alanlar ile tekrar doğru yazılabilir. Burada mesele kesinlikle eğitim ile alakalı değildir. Tamamıyla Robert Koleji misyonerlik ruhunun diriltilmek istenmesiyle alakalıdır. Devletimiz milleti ile el ele nasıl gezide, 15 Temmuz’da dik bir duruş sergilemiş ise burada da aynı şekilde bir duruş sergilemek zorundadır. Kutsallarımıza utanmadan, korkmadan, sıkılmadan hakaret edebilecek kadar ahmaklaşan bu serkeş sefil topluluğa karşı Sayın Cumhurbaşkanımızın arkasında, sözünü yere düşürmeden, durmak bizim boynumuzun borcudur.

Kenan AYDIN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kenan Aydın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi