Celladına aşık olma hali

“Cellâdına âşık olmuşsa bir millet, ister ezan ister çan dinlet. İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet, müstahaktır ona her türlü zillet” der, Ömer Hayyam. Nasıl bir illet ise bu, biz de yakalanmadan geçmemişiz.

Aslında yapılan “zulme razı olma” hâli daha sonra “celladına âşık olma” hâli ile psikolojide yeni bir terim olarak ortaya çıkmıştır. Hatta bunun bir hikâyesi de vardır. Stockholm’de 23 Ağustos 1973 günü soyguncular bir bankayı basar ve içerdekileri silah ile rehin alır. Olay yerine gelen polis binayı kuşatır. Buraya kadar her şey normal gözükse de bankanın kuşatması altı güne uzayınca bazı gariplikler ortaya çıkar. Polis de soyguncular da taviz vermemektedir. Ayrıca rehineler ve olayı izleyen halk da soyguncuları sevmeye başlayarak “anormal tepkiler” vermeye başlarlar. Hatta rehineler polisin bankayı basacağını fark edip soyguncuları uyarınca, bu olay “Soyguncular bankadan para çalamadılar ama bazı insanların kalbini çaldılar” biçiminde yorumlanır. Sonunda polis baskınıyla bu olay çözülür fakat yaşananlar “rehinenin rehin alana, kurbanın avcıya, mahkûmun celladına âşık olma hâli” olarak psikolojiye yeni bir terim kazandırır. Bu terimin adı Stockholm Sendromudur.

Şimdi gel gelelim Erbakan hocayı anma töreninde Uğur Dündar’a ödül veren celladına âşıklara…
Malum süreçte MGK kararlarına imza atmayan rahmetli Erbakan hocanın partisinin ve fikirlerinin devamı olduğunu söyleyen parti mensupları bugünlerde, Erbakan hocaya 28 Şubat sürecinde bin bir eziyet yapan güruhu ödül törenleri ile taltif etmektedirler.

Aslında 1000 yıl sürecek denen ve Türk siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat vesayet odaklarının zulmünün üzerinden çok zaman geçmedi. Fakat biz çabuk mu unuttuk, darbeye çanak tutanları, onlar ile aşık atanları. Yukarıda anlattığım celladına âşık olma hâli bir moda hâline geldi. Neden mi? Keşke sadece aşağılık kompleksi diyerek açıklamış olsam. Fakat bu yeterli değil. Hiçbir GELECEK vadetmeyen, kendi derdine bile DEVA olamayacak SAADET’i maalesef uzlaşıda değil de düşmanlıkta arayan siyasi hareketlerin ortak noktası Türkiye karşıtlığı, Erdoğan düşmanlığı üzerine kurulu hâle geldi.

28 Şubat postmodern darbesinden önce düzenlenen Kudüs gecesinin irticayı canlandırmak için yapıldığına kanaat getiren, hem yargıç hem bilge hem de sözde komutan Hikmet Köksal halka gözdağı vermek için Ankara Sincan sokaklarında tankları yürütmüştür. Her ne kadar 28 Şubat davasında müebbet hapis cezası alan ve apoletleri sökülen bu şahsın fikir ve zihniyeti hak ettiği cezayı almış ise de, celladına âşıkların Stockholm Sendromu göründüğü kadarıyla hâlâ devam etmektedir.
28 Şubat'ın Yargıtay Başsavcısı Vural SAVAŞ, kendisinin soyadına yakışır bir şekilde ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini'' söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açmıştır. Hâlbuki asıl sorun iç savaş, irtica değil vesayet odaklarının kumdan kalelerinin yıkılmaya başlamasıydı.

Hatta o dönemde Türk milletinin anlı şanlı Genelkurmay'ı irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara, her nasılsa ambargo koymak gibi bir takım farklı görev ve faaliyetlere de imza atmıştır.

Tansu Çiller bu süreçte dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in kendisini ve Erbakan hocayı defalarca tehdit ettiğini söylemiştir. Hatta Sincan’da yürütülen tanklar için araştırma yapılıp yasal sürecin başlatılması ile alakalı talebine Süleyman Demirel, “Komuta zincirini bozdurmam" diyerek karşı çıktığını söylemiştir.
Bu demokrasi, insanlık ve ahlak yoksunluğunun yaşandığı sürecin sonucunda 18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etmiş, görevini Tansu Çiller’e devretmek istemiştir. Fakat Süleyman Demirel demokratik teamülleri çiğneyerek hükümet kurma görevini dönemin sivil gönüllüsü imam hatiplilere 'yarasa' demekten de geri durmayan Mesut Yılmaz’a vermiştir.

Aslında bunları anlatmakla şunu vurgulamak istiyorum: Beyin sadece öğrenmek için değil aynı zamanda unutmamak için de yaratılmıştır. Şerait ne olursa olsun kimlik ve konum asla unutulmamalıdır ve ona göre de davranış sergilenmelidir. Fakat karakter yoksunluğuna da delalet eden öyle bir hastalık vardır ki o da yazımın başında anlattığım rehinenin rehin alana, kurbanın avcıya, mahkûmun celladına âşık olma hâlidir. 28 Şubat'ın yaralarını saralım fakat acılarını unutmayalım. Yoksa tekrar acınacak hâle düşeriz.

Kenan AYDIN

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kenan Aydın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi