Salgınla Ayaktakımını Yönetmek: “Pandemokrasi”

Gerçeği arayan ancak gerçeğin gerçekliğine dair hiçbir işaret göremeyen, aklı, vehimleri, zanları, duyguları, inançları ve diğer ‘veriler niceliği’ içerisinde boğulan insan; piknik için gittiği ormanda kaybolmuş, aysız ve yıldızsız, zifiri karanlık bir gecede, korku içinde, ne yöne gittiğini bilmeden el ve ayak yordamı ile ilerlemeye çalışan ‘kentli’ gibi büyük müşkül içindedir.

Kendisine dayanana doğru düşünme, doğru hareket etme, doğru karar verme, aydınlanma ve görme imkânları tanıyan ‘gerçeklikten’ bağı kopmuş olan insan; kaçınılmaz olarak karanlıkta kalır, yanılır ve varlık sahasından düşer. Bu nedenle gerçekten var olabilmek için ‘gerçekliğe’ tutunmaktan başka çare yoktur. Ancak insan, bu ‘yanılsamalar’ dünyasında ‘gerçek olmayan’ ile ‘gerçek olanı’ birbirinden ayırmak konusunda büyük bir problemle karşı karşıyadır. İnsanı bu probleminden yakalayan ‘Aldatıcı’, onu; "şeyleri" görmesi gerektiği şekilde görmesini engelleyen ‘soytarılıklarla/taklitlerle’ kandırır.

Kendini dünyadan soyutlayarak ‘yukarıdan bakan’ ‘Küresel Aldatıcılar’, dünyaya kendi gelecek planlarını ‘gerçek’ diye dayatır ve diğer bütün yolların kapanmış olduğu inancını da yayarak, kitleleri bu ‘sahte gerçeğe’ inanmak zorunda bırakır… Bu kriz durumu durmadan tekrar eder... Avrupa tarafından dünyanın geri kalanının 19. yüzyılda sömürgeleştirilmesinin ardından ortaya çıkan kriz durumları ve bunlar üzerinden Batı'nın ‘kendisini dünyanın geri kalanından ayrı bir varlık olarak tasavvur ettirmesi’ tamı tamına böyle bir ‘sahte gerçeklik’ yaratma sürecidir.

İlki Paris’te 23 Temmuz 1851 yılında yapılan Uluslararası Sağlık Konferansları, Küresel Emperyalizmin yarattığı ‘sahte gerçekliğin’ en önemli organizasyonlarındandır. Daha sonra bugünkü Dünya Sağlık Örgütü’ne evrilecek olan bu konferanslarla başlayan “bulaşıcı hastalık kontrolünün” tarihine bakıldığında; mevcut sosyal, ekonomik ve politik eşitsizliklerin bir sonucu olarak ‘kilitlenen sistem’ için ‘pandemilerin/salgınların’ daima ‘sömürgeciliğin yeni şekillenme yolları’ anlamına geldiği görülür.

Batı’nın, tarihteki; Asya, Afrika veya Hint Okyanusu'ndaki sömürge bölgelerinde ortaya çıkan ‘salgınlarla’ ilgili ‘kâr amaçlı’ davranışlarının detayına girmeden, doğruca; yüzyılın en ağır trajedisi sıralamasında ilk sırada olmasına rağmen Britannica Ansiklopedisi 1924 baskısındaki “20’nci yüzyılın olayları” derlemesinde ‘nedense’ yer verilmeyen ‘İspanyol Gribi’nin ‘sonuçlarından’ bahsedelim.

ABD’de sahneye çıkmasına rağmen, küresel kapitalistlerce organize edilerek asker/sivil toplam 17 milyon kişinin öldürüldüğü 1.Dünya Savaşı’na katılmadıkları için belki de cezalandırılan İspanyolların adıyla adlandırılan ‘pandemide’ 18 ay içinde 50 milyon dolayında insan hayatını kaybetti. İnsanlığın kaybettiği bu ‘1.Dünya Savaşı/İspanyol Gribi’ yani ‘Pandemi/Savaş’ kombinasyonundan ‘organizatörler’ yani Küresel Emperyalistler salgınla ayaktakımını/halkı yönetme biçimi olan ‘Pandemokrasi’ sayesinde kârlı çıktı.

Nasıl mı? O süreçte o kadar çok erkek ölmüştü ki milyonlarca kadın kucaklarında milyonlarca yetimle dul, aç ve çaresiz kalmıştı. İşte tam bu sırada ‘Küresel Aldatıcılar’ yarattıkları ‘sahte gerçekliğin’ bu kez de ‘nimetleriyle’(!) imdada yetişiverdi ve kocalarını kaybetmiş milyonlarca dul kadına ‘çalışma’ hayatına katılma ‘imkânı’ tanıdı. Böylece bir anda toplam işgücünün dörtte birine yakınını kadınlar oluşturuverdi. Erkeklerden çok daha ucuza çalışıyorlardı ama olsun(du) aç kalmıyorlar(dı) ya en azından… Hem toplumsal cinsiyet anlayışına da yeni ‘kombinezonlar’ giydirmeyi unutmayan ‘lütufkâr egemenler’ onlara ‘oy hakkı’ bile verecekti, ileride!

Özetlersek; yüzyıl önceki İSPANYOL GRİBİ pandemisinde de bugünkü COVİT19 pandemisinde de her şey aynı: Aldatıcı-Küresel Emperyalistlerin ‘sahte gerçek’ tasarımlarıyla ‘daha özgür bir dünyaya’ adım attıklarını zanneden ‘halk-ayaktakımı/demos’un kaderi değişmedi; sömürülmeleri devam etti ve daha da fakirleşti. Yakın zamana kadar tarlalarda, fabrikalarda çalışan kölelere sahip olan ‘yönetici-sahip/dominus’ için de değişen pek fazla bir şey olmadı; daha çok zenginleşmeleri dışında!

Anlamayana “hiçbir şey söylemeyen sözlere varmak için, her şeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti” diyen İsmet Özel’in; “Demokrasi, mahkûmların gardiyanını seçme hürriyetidir” cümlesiyle bitirelim o vakit.

Mehmet AKTAŞGİL  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aktaşgil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi