Beyaz Adam'ın Cennetin Doğusu'na Gelişi

Yeni kıtaların ve ticaret yollarının keşfi, askeri, maddi, teknolojik üstünlüğün ele geçirilişi ile ‘büyüyen’ Batı karşısında, önce şaşkınlık sonra hayranlık ardından yetersizlik ve çaresizlik duygusuna kapılarak ‘öz saygısını’ yitiren Doğu’nun, meydanı ‘Batı’nın karanlığına’ terk etmesi sadece kendisi için değil ‘tüm insanlık adına’ bir kaybedişti. (Neden mi?) Bugünkü; ‘ırkçı, soykırımcı, doğanın insanın emrinde olduğunu savunan, yağmacı, katliamcı, düzenbaz, sömürgen ve zalim’ küresel kapitalist düzen, ‘O Batı’nın aklı ve biliminden süzülerek geldiğinden…

Akıl ve bilimin ‘esas’ olması gerektiğini söyleyen Batılı ‘aydınlanma’ düşünürlerinde liberalizm de dâhil, bugünkü ‘küresel sömürü düzenine şeklini veren her şeyin’ ilk veya dönemsel izleri vardır. Aydınlanma diye adlandırılan dönemin bugünkü küresel emperyalizme katkısı olmadığını savlamaya kalkanlar “modernite’nin aydınlanmayı neredeyse ortadan kaldırdığını” söyleseler de bunun böyle olmadığı su götürmez bir gerçek! Bir diğer gerçek de faşizmin, liberalizmin, evrimciliğin hatta sosyalizmin ‘babası’ diye bilinenlerin hangisine ‘bakılsa’ ırkçı/üstünlükçü/ötekileştirici/ayrımcı oldukları, en hümanistlerinde bile bu ‘hastalıkların’ mevcut olduğudur. Doğunun zenginliklerini yağmalamak için yapılan Haçlı Seferleri’nden, ‘yeni kıtalardaki en az on milyonlarla ifade edilebilecek katliamlara, o topraklarda bazı ırkları yok etmeye, yeni ticaret yollarıyla ulaştığı imkanlarla kurduğu köleci sömürü düzenine kadar her ‘kötülük’ Batı aklının marifetidir.

Doğu’dan nimetlenerek gerçekleştirdiği ‘aydınlanmayla’ güç kazanan Batı’nın ilk yaptığı şey; elde ettiği bu gücü ‘doğuya ve başka ırklara’ üstünlük kurmak, onları sömürmek ya da yok etmek için kullanmak oldu. Dişine kan değen ‘aydınlanmış(!)Batı’ o kadarla da yetinmedi. Sırf endüstrileştiği ve endüstrisine daha çok ve yeni enerji kaynakları sağlamak için gerekli olan coğrafyaları işgal edebilmek ya da uzaktan sömürebilmek amacıyla Birinci Dünya Savaşı’nı çıkardı. O yıllarda başta söylediğimiz; “doğunun meydanı ‘batının karanlığına’ terk etmesi sadece kendisi için değil, ‘tüm insanlık adına’ bir kaybedişti” cümlesi önemli delillerinden birini bulur.

İspanyol Gribi Pandemisi ile de ‘kombine ettikleri’ Birinci Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanın ölmesi belki de bir o kadar insanın sakat kalması ‘Batılı organizatörlerin’ hiç umurunda olmadı. Hatta küresel emperyalistler, bu ‘büyük felaket’in ardından ortaya çıkan toplumsal krizi yani ‘Büyük Buhran’ı da ‘kâr’a çevirmeyi bildi. Onlar daha da zenginleşirken, özellikle sanayileşmiş kentlerde 50 milyon işsiz, bir o kadar da evsiz ve oradan oraya sürüklenen aç insan toplulukları oluştu. O yıllarda ‘sadece karnını doyurabilmek’ için günlerce dolaşarak iş arayan ‘insanlar’ lağım akan sokaklarda ‘fareler’ gibi yaşıyordu. Batılı küresel emperyalistlere bu da yetmedi. Aydınlanmadan bu yana elde ettikleri tüm ekonomik, endüstriyel ve bilimsel kapasitelerini insanlık tarihindeki ‘en ölümcül savaş’ için seferber ettiler. Organize ettikleri İkinci Dünya Savaşı’nda çoğunluğu sivil 85 milyon insan ölürken, on milyonlarca insan da soykırımlarla, planlanmış açlıkla ve hastalıklarla yok edildi.

İlk dünya savaşının ardından gelen ‘Büyük Buhran’ yıllarında işsiz, evsiz, lağımların aktığı sokaklarda fareler gibi yaşayan, karnını doyurabilmek için oradan oraya gezen milyonlarca insandan biri de -daha sonra dibine kadar deneyimleyerek yaşadığı o trajik hayatı yazacağı ‘gerçekçi’ romanının adını ‘Fareler ve İnsanlar’ koyacak olan- John Steinbeck’ti. Yaşadığı dünyayı çok iyi gözlemleyen bu büyük yazar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından da diğer büyük eserini, kökleri ta Habil ile Kabil hikayesine kadar giden “iyilik ve kötülüğün bitmeyen mücadelesini” anlattığı Cennetin Doğusu adlı romanını yazdı. Orada ‘Beyaz Adam’ın ‘Cennetin Doğusu’na gelişini ve davranışlarını şöyle anlatıyordu:

“Önce Kızılderililer vardı. Sonra İspanyollar geldiler… Açgözlü ve gerçekçiydiler… Bütün tutkuları altın ya da tanrıydı; mücevher toplar gibi alırlardı insan canlarını… Dağlara, vadilere, ufuk çizgisi çizip sahiplendiler. (…) Hayvan sürülerini, derileri ve yağları için kestiler ve gerisini akbabalara bıraktılar. Daha sonra ‘Amerikalılar geldi; onlar İspanyollardan daha da açgözlüydüler… Toprakları ele geçirerek yeni yasalar koydular…”

Batılı beyaz adamın ‘kötülüğünü’ ortaya koyan John Steinbeck’in, insanlığın gidişatına dair bir uyarı çığlığı olan, "Burada minnettar ve mahcup bir fare gibi tiz sesler çıkaramam" diyerek başladığı ve “aslan gibi kükrediği” 1962 yılındaki Nobel ödülü konuşmasından cümlelerle bitirelim o vakit:

“İnsanlık gri ve ıssız bir bilinç bulanıklığının pençesinde! Mevcut evrensel korku, bilgi düzeyimizdeki sıçramanın ve fiziki dünyadaki bazı tehlikeli faktörlerin sonucudur. Bay Nobel, icadının zalim ve kanlı kullanımlarına şahit oldu… Doğanın kapısı kilitlendi ve bize seçim yapmanın tüyler ürpertici sorumluluğu yüklendi. Bir zamanlar Tanrı'ya atfettiğimiz birçok güce el koyduk. Korku dolu ve hazırlıksız olmamıza rağmen, tüm dünyanın ve yaşayan her şeyin yaşamı ve ölümü üzerinde yetkili olduğumuzu varsaydık. İnsanın kendisi en büyük tehlike…”

Mehmet Aktaşgil

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aktaşgil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi