TÜRKİYE'NİN AYAĞINA ÇELME TAKMAK

Türk devletleri ne zaman rahat bir nefes alacak olsa, hemen arkadakilerden biri en önde gidenin ayağına çelme takıp yere düşürür ya da tökezletir.
Tarihimizde bunun çok örnekleri vardır.
En önemlisi Yıldırım Beyazıt'ın dört kez İstanbul surlarının önüne gelip şehri alma noktasına geldiği anda, yine Türk ve Müslüman olup Osmanlı'yı kıskanan başka beylik ya da devletlerin saldırı başlatması sonucu, geri çekilerek bu yeni sorunu halletmek zorunda kalmasıdır.
Bu tarz saldırılar sebebiyle İstanbul'un fethi yüzyıl gecikmiş, dolayısıyla yeni çağın başlangıcı da, Osmanlı'nın dünya hakimiyeti ve medeniyeti kurması da yüzyıl ertelenmiştir.
Türk milleti 200 yıl gerileme, 100 yıl da duraklama olmak üzere 300 yıllık bir kayıpla dünya devletleri arasındaki yarışa katılmış durumdadır.
1974'le şeytanın bacağı kırılmış, takip eden yıllarda ayağa kalkma çabaları içine girilmiş, son yıllarda ise son derece kritik atraksiyonlar yapılarak dünya egemen devletleri arasında ben de varım demeye başlamıştır.
Tablo ortadadır.
Türkiye, Irak'taki, Suriye'deki, Libya'daki, Doğu Akdeniz'deki, Azerbaycan'daki süper güçlerin ağırlığına rağmen taraf ve müdahil olmuş ve zafer kazanmıştır.
Şimdi tüm dünya devletleri Türkiye'nin yeni savunma strateji ve silahlarını konuşmaktadır.
Türkiye tüm dünyanın başına bela olan pandemiyle mücadelede de zengin ve gelişmiş ülkelerden geri kalmamış, hatta daha etkili ve başarılı bir mücadele vermiştir. İngiltere'deki, Almanya'daki, Fransa ve Amerika'daki pandemiden dolayı yaşananları Türkiye ile kıyasladığımızda Türkiye'nin daha başarılı olduğunu açıkça görebiliriz. Bu konuda sadece ölüm oranlarına bakmak yeterlidir.
Türkiye tüm dış ve iç saldırılara rağmen ekonomisini ayakta tutabilmiş, hatta yatırımlarına devam ederek büyümesini sürdürebilmiştir.
Türkiye on yıllardır sürdürdüğü terörle mücadelesinde oldukça mesafe kat etmiş, terörü büyük ölçüde sindirmiş, durdurmuş, eritmiştir. Bugün PKK kaçacak delik aramakta, yeni elemanlar tedarik edememekte, Türkiye içinde hatta dışında eylemler koyamamaktadır.
Türkiye, etnik ayrılıkçı PKK terörünün yanı sıra mezhepçi ayrılıkçı DHKP-C, ideolojik ayrılıkçı TİKKO-THKPO, din kisvesi altında tahrikler yapan tetikçi DAEŞ, CIA'in devlet içine monte ettiği Ergenekon ve FETÖ ajan örgütleri ile de ciddi mücadele içine girmiş ve büyük ölçüde başarılı olmuştur.
Netice olarak Türkiye, kendi üzerine kurulmuş tüm yıkım tuzaklarıyla büyük bir savaş vermiş ve başarılı olmuştur.
Bugüne kadar dostluk nağmeleriyle Türkiye'yi baskılayan ABD ve AB ülkeleri artık maskelerini atmak zorunda kalmışlar ve açık açık Türkiye'yi tehdit etmeye başlamışlardır.
Bu tehditler bizim doğru yolda olduğumuzun açık delilleridir.
AB ve ABD talepleri bize yabancı gelmemektedir.
1800'lü yıllarda Rusya, Fransa ve İngiltere'nin talepleriyle, 1900'lü yıllarda yine aynı devletlerle birlikte ABD'nin, İtalya'nın talepleri aynıdır.
Sevr dayatmasının maddelerinde belirtilenler aynıdır.
Lozan'da önümüze bağımsız Türkiye'nin faturası olarak konulan şartlar aynıdır.
Yalta'da belirlenen sınırlar ve şartlar aynıdır.
Hepsinin ortak noktası ABD, İngiltere, Fransa, Rusya gibi güçlü gelişmiş emperyalist Batılı devletler, güçlü, etkili, büyük bir Türkiye'yi istememektedirler. Bunun için türlü entrikalar yapmaktalar ve Türk milletinin ve devletinin ayaklarına prangalar vurmaktalar, gelişmesinin ve güçlenmesinin önünü tıkamaktadırlar.
Mesela, Musul ve Kerkük meselesi Türkiye'ye yapılmış en büyük haksızlık ve zulümlerden biridir.
Cihan harbinden sonra barış anlaşması imzalandığında Türkiye'nin elinde bulunan topraklar üzerinde yeni bir pazarlık yapılması uluslararası savaş ve barış hukukuna aykırıdır.
Savaş bittiği anda Osmanlı'nın elinde bulunan topraklar değil, elinden alınan topraklar üzerinde pazarlık yapılabilirken, malesef Türkiye'nin o günkü zor şartlarını fırsat bilen bu emperyalist devletler, her türlü hukuku çiğneyerek, Batı Trakya, Ege adaları, Musul, Kerkük, Hicazi, Sirte, Yemen, Batum, Bakü gibi Osmanlı'nın elindeki toprakları da işgal etmişlerdir.
Bunlardan Batum, Musul, Kerkük Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığının önünü tıkamak içindir.
Emperyalistler sadece bununla kalmamışlar, Türkiye içindeki farklılıkları kaşımak için tavşana kaç, tazıya tut politikası izlemişlerdir.
Hem dini, hem mezhebi, hem etnik, hem ideolojik alanlarda halkı devlete karşı kışkırtırlarken, devleti de bu hareketlere karşı sert müdahale telkinlerinde bulunmuştur.
Böylece devlet ile halkı sürekli bir çatışma içine sokmuş, devlet halk kaynaşmasına mani olmuşlardır.
Bugünkü etnik, mezhepsel, ideolojik çatışmaların tohumları başta İngilizler olmak üzere bu işgalci emperyalist devletlerce coğrafyamıza atılmıştır.
Değerli arkadaşlarım.
Siyasal mücadele elbet ki gereklidir.
Siyasal tartışmalar olacak, herkes kendini ifade edecek ve halkın takdirine sunacaktır.
Bu demokrasinin tabiatında olması gereken bir durumdur.
Ancak, siyasetle ihaneti birbirinden ayırmak gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkes her şeyden önce Türkiye'nin milli çıkarlarını ve bekasını dikkate almak zorundadır.
Türkiye'deki siyasal mücadeleye yabancı devletlerin şu veya bu şekilde müdahil olmasına tüm siyasiler topyekun şiddetli bir tepki vermelilerdir.
Ülkenin sinir uçlarına kimse bıçak sokmamalıdır.
Densiz veya gafil kişilerin ferdi ya da basit çıkışlarını öne sürüp ülkede kaos yapma planlarına kimse pirim vermemelidir.
Kimse basit siyasi hesaplarla ülkede yangın çıkartma gayretine girmemelidir.
İç kargaşa çıkarmak kolay olabilir ama onu sonlandırmak oldukça zordur.
Herkes çevremizde cereyan eden olayları ibretle düşünmeli ve değerlendirmelidir.
Herkes Irak'ın, Suriye'nin, Mısır'ın, Libya'nın, Filistin'in, Bosna'nın durumunu hiç aklından çıkartmamalıdır.
Milli konular, stratejiler, atraksiyonlar, projeler ayrı bir konudur. Siyasal rekabet, mücadele ve yönetim yarışı başka bir şeydir.
Son zamanlarda ABD başkanının Türkiye üzerinde başlattığı Türkiye'nin içişlerine müdahale saldırısına topyekun karşı durmalıyız.
ABD'nin işin içine girdiği ülkelerin halini bir daha düşünelim.
ABD desteğiyle Türkiye'de iktidar olma hevesine kapılanları uyaralım.
Geçmişte de ABD etkisiyle yapılmış çok şey olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunları bir kenara bırakalım. Bunların kavgasını vereceksek daha sonra yine verelim. Ama bugün ABD Türkiye için çok ciddi bir işgal ve yıkım projesi başlatmıştır. Biz hepimizi buna karşı koymazsak sonumuz felaket olabilir.
Bugün ABD'ye karşı mücadele etme günüdür.
ABD taşeronlarıyla başaramadığını şimdi bilfiil kendisi müdahil olarak başarmak istiyor.
Buna izin vermeyelim.
Bu ABD'nin sondan bir önceki oyunudur.
Bunu başarırsa Türkiye'nin yüzyıllık kazanımlarını bir yılda yakıp yıkacaktır. Bir Türkiye içinden birçok devletçik çıkartacaktır. Dil ve din birliğini bozacaktır. Bunun sonucunda iç savaşın çıkmasını sağlayacaktır.
İç savaş çıkınca NATO anlaşmaları gereği askerleriyle Türkiye'yi fiilen işgal edecek ve Sevr şartlarına geri dönülecektir.
Türk milleti böyle bir sürece asla izin vermemelidir.
Bunun yolu, ABD'nin siyasal görünümlü müdahalesine itibar etmeyip, karşı durmak, geri püskürtmektir.
Bu konuda tüm siyasal partilerin işbirliği yapması gerekir.

Ahmet Karakaşlı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Karakaşlı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi