KURBANDAN DAHA ÇOK ACI ÇEKEN YOLDAŞI

“Asla uygun biçimde doğmadığı” ve “anlamsızlığın hüküm sürdüğü” dünyada kendi var oluşunun ağırlığına katlanamadığından olacak; bir süredir hem ‘içindeki doğasına’ hem ‘içinde yaşadığı doğaya’ ihanete varan davranışlarla zarar vermekte, onlarla girdiği çatışmalarda ‘onlar kaybettikçe kaybetmeye mahkûm olan’ insanlık, şimdi küresel sömürgenlerin salgı/n/ladığı ‘evrensel korku’ ile yönetilmenin yol açtığı trajediyle içine hapsolduğu ‘beton duvarlar’ arasında; kendisiyle kavgasını bile özler oldu.

İnsanın bugünkü içler acısı hali; insana ve doğaya ihanet eden, varlığın ve hayatın anlamını modernitenin, teknolojinin, ekonominin ve politikanın sınırlarına hapsederek ‘kendi içsel kötülüğü’ ile değersizleştiren Batı uygarlığının bio-politikasının sonucudur. İnsanı, ‘kendilerinin belirlediği hedefler’ doğrultusunda yaşamaya mecbur kılarak ve doğasında olmayan bambaşka şeylere dönüştürerek ‘sisteme uyumlu’ hale getiren küresel yöneticilerin bu modern biopolitikası, kalabalıklara; kendi rızasıyla hapse girmeyi, kendi kendini tecrit etmeyi, yalnızken de kendini mutlu ya da dört duvar arasında özgür hissetmeyi, ‘yaşıyoruz ya buna da şükür’ demeyi ‘öğretti!’


‘Toplum sağlığı veya halkın menfaatleri’ (!) adına ‘adil, demokratik ve bilimsel’ (!) kararlarla “tahakküm altına alınmış” dünyanın bu hali, Batı uygarlığının ‘şimdilik’ aşamasıdır. Batı uygarlığının bu totaliter aşaması; tıpkı; Darvinci anlayış uygulanarak ‘üstün ırkın tahakkümü’ esasına göre Çingenelerin, Musevilerin, Lehlerin vs ‘gönül rahatlığı’ ile katledildiği Nazi yönetiminde olduğu gibi ‘biyopolitik yasalarına uygun olmayan’ kişi, davranış, grup, ulus, anlayış, din vs ne olursa olsun (yok etme ‘hakkını’ çoğunluğun ‘yararı’, akıl ve bilimin ‘gereğinden’ alarak) ‘halkın vicdanına uygun biçimde’ ‘ayıklayabilme yetkisini’ kendisinde görmektedir!


Varlığının bu aşamaya gelişinde büyük katkıları olan ‘çoğulculuğu, akıl ve bilimi’ esas alan Batı Aydınlanmacılığının ‘özgürleştiricilik yalanına bandırılmış totaliter eğiliminin’ ekmeğini yemekte olan ‘Küresel Sömürü Düzeni’; insanlığın ve doğanın en büyük düşmanıdır. Batı uygarlığı; özgürlükler, bilim, çoğulculuk ve modernite sahtekârlıkları ile dünyayı içine sürüklediği ‘Küresel Düzen’in ‘helak’ edilmiş doğa ve ‘kurban’ edilmiş insan toplulukları üzerinde yükselttiği polyhedron/piramit yönetim yapısını, virüsler ve mutasyonlar aracılığıyla "Novus Ordo Seclorum/Çağların Yeni Düzeni” haline getirmeye çalışmaktadır.


Küresel sömürgenler için; insanın ve doğanın hiçbirinin hiç önemi yoktur. Daha iyi ve kolay bir hayat, zenginlik, konfor ve kibrin peşinde koşarken dünyadan, gövdesinden ve ruhundan koparılarak iletişim gücünü yitiren insanın trajedisi; ‘kendisini ve doğayı hiç önemsemediği halde onları toplum adına yöneten’ sistem ile ilişkisini sürdürmek zorunda kalışıyla artar. Bu yüzden; sapkınlaşmış, kendine ve doğaya yabancılaşmış, kendisine dayatılan mevcut paradigmanın talih oklarının gösterdiği yaşam diye adlandırılan tarihin dehşetine maruz bırakılmış insan, bu yönde ilerlediği sürece, anlamsızlığın hüküm sürdüğü, gerçekdışı boşluğa düştüğü dünyada, kendisi için belirlenen ‘köleliğe’ mahkûmdur.


Küresel kapitalist sömürgeci sisteme başkaldırarak, ‘varoluş kaygısı’ ile değişimini temellendiren, toplumsal olanın ‘körleştirici etkisinden’ kurtulan, ‘bireysel Ben’ine doğru yaptığı atılımlarla “ısmarlama bir hayatı bırakan”, dünyanın ‘doğal işleyişini ve saf gerçekliğini’ kabul eden, sahte kendilikte değil de ‘doğa ile düzen arasındaki zıtlıkta’ kendini bularak ‘kendilik bilincine’ erişen ve ‘toplum adına yönetenin’ kişiyi zorladığı ‘maskelerden’ sıyrılan ‘insan’ ise bu mahkûmiyetin dışındadır!


Kendisini bu mahkûmiyetten kurtarmış da olsa, bu ‘insan’; aynı güneş altında ısındığı, aynı topraklar üzerinde yaşadığı, aynı havayı soluduğu, aynı suyu içtiği; kendisi için belirlenen ‘köleliğe’ mahkûm ‘şehrin insanına’ acıyan, “kafa kemiklerini eritinceye kadar düşünen” insandır… “Bir kurbanın yoldaşı, o kurbandan daha çok acı çeker” sözünü Nietzsche sanki bu ‘insan’ için söylemiş gibidir!

MEHMET AKTAŞGİL

[email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aktaşgil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi