OTUZ DEVLET TEK MİLLET

Yüz yıl önce tek devlet ve tek millettik biz. Haçlı saldırıları ve sömürgeci devletlerin askeri üstünlükleri sonucu otuz devlete bölündük. Bizi bölenler, kendilerine husumet duymamamız için "sizi içinizdeki hainler sırtınızdan vurdu" yalanını yutturdular bize. Halbuki gerçekler hiç de öyle değildi. Bizim içimizdeki hiç bir müslüman etnik unsur bizimle bağımsızlık savaşı vermemişlerdi.

Düşman oralarda ajanlık faaliyeti yapıp, kendine hizmet eecek üç beş taşeron belki bulmuştu ama hepsi o kadar. İşi emperyalist sömürgeci haçlı saldırganlar bitirdi. sonra da kuklalarını koyup gittiler. O günden bu yana bizim coğrafyada halk şile devlet bir türlü barışamadı, sürekli çatışma içinde oldu. Çünkü kurdurulan güdümlü devletlerde mevzuat ve yöneticiler halkın duygu iklimine ters hatta düşmandılar.

Aradan yüzyıl geçti. Birçok şey değişti ama bizim coğrafyadaki maddi ve manevi işgal hiç değişmedi. Başını kaldıran ve demokratik taleplerini yüksek sesle dillendirenler ağır şekilde cezalandırıldı. İşte mısır halkının durumu. Halkın seçimle getirdiği Mursi’ye bir yıl dayanabildiler. Libya’da kendilerinin getirdikleri Kaddafi’nin halka hizmet etmeye başladığı gün ipini çekiverdiler. Irak’ta kendi tetikçiliklerini yaptırdıkları Saddam, ayıkıp da emperyalistlere kafa tutmaya kalkınca başına gelenler ortada.

Artık bu makus talihe bir dur deme zamanı geldi. İşte böyle bir noktada Türkiye’nin eline büyük bir koz geçti. Savaş konseptini değiştiren insansız savaş araçları tekniğini en iyi şekilde uygulayan bir kadro çıktı. İlk sınavını Suriye’de verdikten sonra Irak, Libya ve Azerbaycan’da büyük başarılara imza attı. Silahsız bağımsızlık olmaz. Askeri gücü olmayanın dünya siyasetinde sözü geçmez.

Türkiye bir alanda da olsa "ben de varım" diyerek sahneye çıktı. Bunun arkasını getirmek zorundayız. Büyük devlet olmak, sadece bir alanda üstünlük kurmakla olmaz. Başka başka birçok alanlarda güçlü olmak zorundayız. Herkes kendi alanında en iyiyi yapmaya çalışmalıdır. Tabii ki büyük bir medeniyeti besleyen büyük bir insan potansiyeli olmak zorunda.

Bizde bunların hepsi var. Tarihi bir derinliğimiz var. Büyük devlet ve büyük medeniyet kurma geleneğimiz var. Hepsinden önemlisi hedef ve iradedir. Bugüne kadar bize "içinize kapanın" demişlerdi ve bizde "peki" diyorduk. Şimdi biz içimize sığamaz olduk. Türkiye artık coğrafyasındaki her olaya müdahil olması gerektiğinin farkında ve gereğini yapmaya başladı.

Dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeden "bana ne" diyerek kurtulamazsınız. Osmanlı gelişme döneminde Fransa’daki kültürel hareketliliği bile takip ediyordu. Gerileme ve çöküş döneminde ise sömürgecilerin Amerika, Afrika ve doğu Asya’daki istilalarına seyirci kaldı. O istilalar sonucu güçlenen batılı işgalciler dönüp Osmanlı’yı yok ettiler.

YİĞİT DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKAR

Osmanlı sadece Osmanlı’dan ibaret değildi. Osmanlı İslam ümmetinin en yüksek temsilcisiydi. Dünyanın barış ve huzurunun teminatıydı. Osmanlı’nın yıkılışı ile cani devletler her şeyi yapabilme serbestiyetini elde ettiler. Öyleyse mazlum milletlerin yeniden ayağa kalkması, İslam ümmetinin yeniden özgürleşmesi için Türkiye’nin öncü rol üstlenmesi gerekir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Karakaşlı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi