ZEREFŞAN....

Geliniz efendim bir hasbihâl meclisi kuralım
Biraz halleşelim, dertleşelim, meşk edelim bugün.

Gözlerinizi kapatıp hayal edin ki;
Civar köyler uykuya dalmış, evlerine çekilmiş cümle âlem, perdeler kapanmış, çıralar dindirilmeye yüz tutmuş.
Kimseciklerin umursamadığı, bir dağ başı burası.
Belki de haritada bile resmedilmemiş Google Maps’lerin üzerinden yol tarifi dahi vermediği.
Uğranılmayan, hiç uğranılmayacak olan, yolu, izi, kaybolmuş unutulmuş kimseleri.
Hem hangi ordu bekler ki bunca karanlığın içinde, soğuğun zifirinde, yalnızca yaratanın yerlerini bildiği bir köy ahâlisini.
İşte böyle bir yerde kimseciklerin aklına dahi gelmezken her an bizimle olan
●Rahmân ve Rahîm’in ismiyle…
Şu surenin manasını iyice bir düşünüverin hele.
“-Allah'dan başka hiçbir ilah yoktur.
O, daima yaşayan, daima ayakta duran ve bütün varlıkları ayakta tutandır.
- "O'nu ne gaflet basar, ne uyku, ne de uyuklama…"
Bu sure bile ruhumuzu ne kadar sukûnete gark ediyor hissediyor musunuz?
Hele ki bu günlerde.
Son zamanlarda daha evvel yaşamadığımız bir hal içindeyiz.
Yalnızlaşıyoruz farkında mısınız?
Hem hızla yansızlaşıyoruz da…
Hangi yana bakıyor yüzlerimiz.
Var mı, Hakkı bulmak onun safında olmak gibi bir gayemiz?
Bindiğimiz tren son durağa yaklaştı.
Saatleri sayamıyoruz artık, tüm anılar hızla uzaklaştı.
Bir yirmi birinci yüzyıl deliliği daha yaparsam, göklere fenerler yollayacağım.
İçlerine “Rabbim lütfen…………………..…” Yazacağım.
Seni kaybettik, yorulduk.
Bir sahradayız ki sonu yok.
Çöllerde bir başımıza kaldık.
Uçsuz bucaksız ummanlarda susuzuz.
Bunca zaman hiç uyumuyormuş gibi uykusuzuz.
Ne zaman açacağız gözlerimizi.
Ne zaman bu gafletten kurtulacağız.
Bir bahis daha açalım geceye kandil misali
Geçenlerde İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin tefsirini okurken rast gelmiştim.

Ârifin biri, ihtiyâr bir papaza sordu:
“Sen mi daha yaşlısın, sakalın mı daha yaşlı?”
Papaz dedi ki: “Ben ondan önce doğmuşum;
Sakalım yok iken dünyayı görmüşüm…
Tabii ki ben daha yaşlıyım.”
Ârif dedi ki: “Sakalın ağarmış.
Eski hâlini terk etmiş, rengini değiştirmiş.
Fakat kötü huyun değişmemiş, olduğu gibi duruyor.
Sakalın senden sonra doğduğu hâlde, seni geçmiş.
Sen ise tirit sevdâsında cismânî sevdâya düşmüşsün.
Olduğun yerde kalmışsın. Sen hâlâ doğduğun renktesin.
O renkten bir adım bile ileriye atamamışsın.”
Acep bizler hangi renkteyiz.
Bizi bir münâfıktan ayıran her geçen gün daha güzel bir renge boyanmak, değişmek değil midir?
Renkler sonsuzdur, ömür kısa.
Geç dünkü hâlinden.
● “İki günü bir olan ziyândadır.” buyurdu Efendimiz(sav)
Kimileri ibâdetlerini artırdı bu hadisi duyunca.
Fakat hatalı hallerini terk edemediler.
İbâdetleri artırana imrenme; kötü ve geçimsiz huylarını, günahlarını azaltana gıpta et...!
Dün yaptığın hatayı, bugün de yapıp kendini zayî etme.
Hâlâ doğduğun renkteysen, bir yaş daha aldın sanma.
Hem “Zerefşân” dedik bu hasbihalin adına boşa değildir ya…
Beze bizi Rabbim, kendi renginle beze...
“Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kimdir?” (Bakara:138)
Şimdi dön ve kendi rengine bak, sen hangi renktesin?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yasemin Özülkü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi