Kim dinleyecek feryadımı

Güzelliğin Melik'inden başka...
21. yüzyıldan sesleniyorum size.
Sırtımı bir kalorifer peteğine yaslayıp, karşımdaki ısıtıcının tellerine portakal, mandalina kabukları asmış, belki o eski rayihalardan bir rayiha uğrayıverir hâneme diye mânâlandıramadığım bir bekleyişten sesleniyorum…
İnsanın bir dostunu özlemesi gibi özlüyorum ve burnumda tütüyor küçüklüğümün en nadide anıları.
Kuzine sobamızı tahayyül ediyorum önce, sonra sobanın etrafında dönen minik, mutlu dünyamızı.
Şimdi, ne üzerinde kaynayan bir çaydanlık var, ne kış günlerinin vazgeçilmezleri kestane, patates, portakal, mandalina kabuğunun soba üzerine bırakılınca çıkardığı o büyüleyici kokusu.
Ne de lambaları dinlendirdiğimizde sobanın üzerindeki havalandırma kapağından yanan ateşin tavana yansıyan endamlı raksı…
Eminim bir sobası olanlar bunları okudukları zaman tebessümle biz hala o güzelliği yaşıyoruz diyeceklerdir. Kimi de zor olduğundan bahsedecektir.
Hoşluğu kadar zorlukları da vardı elbet, lakin sobaya birde kanaât eşlik etmeli ki güzellikler görülebilsin…
Böyle deyince aklıma Muzaffer izgü’nün
“Ekmek Parası” kitabı geldi.
Daha dün gibi hatırlarım Kemal ve Ali kardeşlerin hikayesini anlatıyordu.
Büyük ablamla gece uyumayıp sabaha kadar merak içinde, o yorulunca ben, ben yorulunca o, sesli sesli okuyarak bitirmiştik.

Sonra öğrendim ki Muzaffer izgü’nün zor koşullarda geçen kendi çocukluğunun hikayesiymiş.
Öyle etkilenmiştik ki, bu kuşkusuz içinde kendimizden bir şeyler bulduğumuz içindi.
Belki kitabı çoğu okumamıştır gözden kaçırmıştır, yazarın yüz küsür kitabından sadece bir tanesiydi.
Ana fikri tıpkı Antoine De Saint’in okunmasını ısrarla tavsiye ettiğim “Küçük Prens” kitabı gibiydi.
Yani bakış açısı.
Yani “farklı bir gözle bakıp bambaşka yaşama lüksü”
Bu mahzun ve benim için bir o kadar da hoş anıları bırakıp
"- Bismillah" deyip sözlerimin çoğu kendi nefsime,
Tam da mevsimine uygun bir konudan bahis açmak isterim...
Uzun yaz diyorsunuz ya buyurun yazayım
Bakalım sonuna kadar sıkılmadan okuyabilecek misiniz Efendim?

Kâinatta sürekli bir oluş ve bozuluş söz konusu.
Zaman akmakta, asırlar tükenip çağlar açılmakta, mevsimler değişmekte.
Bahar gelir, derin bir uykuda olan tabiat, canlanıp neşvünemâ bulur.
Yaz gelir, şerha şerha sıcaklar çöker, tarlalar ürün yetiştirme telaşına durur.
Güz gelir, yemyeşil bahçeleri, bağları yüzleri solmuş görürsün.
Derken kış gelir tabiat, ahireti hatırlatırcasına beyaz elbiselere bürünür..
Evet, şimdi bu dört mevsim arasında muhayyer bırakılacak olsak çoğumuz, gelişiyle tüm canlıları mest eden ilkbaharı tercih ederiz.

Oysa ki Allah Resulü (s.a.v) “Kış mü’minin baharıdır” diyerek kışı methediyor.
Peki, bu sözünün hikmeti nedir? Hepimizin malumu olan meşakkatli kış mevsimi nasıl olur da bahara dönüşebilir?
Kış geceleri hayli bereketli zamanlarlardır. Müminin hayatında monotonluk yoktur.
Kâinattaki hareket gibi onun hayatı da sürekli bir canlılık içindedir. Bu mevsim de onun hayatında böyle bir gâyeye hizmet etmektedir.
Mümin şimdi gerek manevi aleminde gerek insani ilişkilerinde bahar hayatını yaşar. Bu bereketli zamanları şahsî ve ilmî gelişimine bir vesile kılar.
Gecelerin uzaması çok büyük bir fırsat değil mi?
Düşününce adeta her evde açılan bir medreseyi andırıyor bana

Demem o ki,
Aile ile oturup sohbet etme, dost ve akraba ziyaretleri; talebeler için ders çalışma, kitaplar bitirme, ilmi çalışmalar, müzakereler …
Bütün bunlar bu uzun gecelerde yapılabilecek şeylerdir.
Dini hayatına bir çeki düzen vermek isteyenler için ise daha da bir bereketlidir.
Hani yine bir hadiste buyurulur ya;
“Kışın gündüzler kısalmıştır, mümin oruç tutar; geceler de uzamıştır, geceyi ihyâ eder.”
Gece ibadeti, mü’minin manevi tekâmülünü teşkil etmektedir. Onun gönül iklimi bu saatlerde Rabbine kulluk etmekle, ilmi bilgilerini geliştirmekle derin bir neş’e ve huzura erer.
Evvelâ kendim için söyledim tüm bunları, belki bir yerlerden yakalayıp devam ettirirsiniz diye de sizlere sundum.
Gelin nâmütenâhi güzelliklere gebe, kış vakitlerimizi güzel değerlendirelim canlar.
Sosyal ağlarda geçireceğimiz zamanları daha verimli kullanabileceğimizi dostlarımız ile haberleşmek için yüz yüze görüşmeyi tercih etme hissinin, içinde çok daha hoşluk barındırdığını unutmayalım.

“Kış mü’minin baharı” ise eğer
Kışımız bahâr olsun efendim…
Verâ

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yasemin Özülkü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi