BİZİ, BİZİM DİLİMİZLE VURDULAR

"Euzu billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset" dediler.
Siyaseti şeytanla eş tuttular ve Müslümanları siyasetten uzak tutmaya çalıştılar.
Siyaset neydi?
Siyaset insana hizmet tarzı, üslubu, sanatıydı.
Siyaset, topluma, devlete, millete, insanlığa yön verme metoduydu.
Böylece, dini yaşama önem verenler devlet yönetimine karışmamış olacaklardı.
Yanlıştı.
Bunun yanlışlığını, dini kesimler içinde en ağır olarak kendileri ispatladılar ve halkı ikna ederek devlet yönetmeye talip olmak yerine halkın tepesine bombalar yağdırarak korkutmak suretiyle devlet yönetimine gelmeyi denediler.
Olmadı Allah'a şükür.
"En doğru tartan bin yıl cehennemde yatmış" diyerek, dindar insanları Ticaretten uzak tutmaya çalıştılar.
Amaç, dindar Müslümanları ticaretin dışına itmekti.
Ticaret, halkın ihtiyaçlarını en makul şekilde tedarik etmek ve hizmetine arz etmek sanatıydı.
Ticaret mal ve emeğe yön vermek ve elinde tutmak metoduydu.
Böylece, dindar Müslümanlar ticaret yapmayacak, ticaret dindar olmayanların ya da Müslüman olmayanların tekeline geçecekti.
Olmadı tabii.
Bunu diyenlerin kendi ellerinde ne kadar malvarlığı olduğunu cümle alem gördü. Say say bitmez, harca harca bitmez.
"Hacca gittikten sonra dünya işlerine elini sürmemen lazım. Öyleyse dünyadaki tüm işlerini bitir, sonra hacca git" dediler.
Sonunda vakit bulup da hacca gidebilenlerin çoğu, oralarda gereği gibi ibadet edebilme takatına bile sahip olamadılar.
Halbuki hac, Müslümanların ibadet kongresi gibi, imkanı olanların ve şartları taşıyanların her yıl gitmesi, katılması gereken en temel ibadetlerdendi. Her yıl Avrupa kentlerinde tatil yapanlar, Müslümanların senede bir kez hac görevini ifa etmesini çok gördüler.
Kendilerinin fakirleştirdiği insanların, hacca gidecek olanlarca doyurulmasının daha önemli olduğunu inandırmaya çalıştılar.
Her gün hayvan eti yiyenler, Müslümanların Kurban Bayramı'nda hayvan katliamı yaptıklarını ilan edip, hayvan sevgisini istismar ederek, bir büyük İslami bayramı sabote etmeye çalıştırlar.
Sanki kendi yedikleri etler, hayvan eti değil de yapay etmiş gibi.
Sırtlarına giydikleri hayvan kürkü değil de suni deriymiş gibi.
"Zikir cihattan öncedir" dediler. "Çekil uzlete, sabahlara kadar zikir et, fikir et, ibadet et, Allah nurunu tamamlayacaktır, merak etme. vakti saatini bekle dediler. Kaderin tecellisini bekle, müdahale etme" dediler.
Amaç, Müslümanların olaylara seyirci kalmasını, toplumsal gelişmelerin dışında olmasını sağlamaktı.
Yeryüzünde Allah kendine halife olarak insanı yaratmış, görev bunun şuurunda olan Müslümanların, ama Müslümanlar her şeyin dışında duracak, seyirci bile olmayıp, köşesinde, uzlete çekilmiş olacak.
"Bırak" dediler, "Sen bekle, bunu benim ölmüş de olsa falanca büyük zatım halledecek, göreceksin gelecekte her şeyi o düzeltecek" dediler.
Milleti ölmüşlerden medet bekletmeye zorladılar.
Soramadık, "Eğer ölmüş bir zart, hala dünyada icraat edebilecek olsaydı, bu acaba kim olabilirdi. Allah katında peygamber efendimizden daha muteber kim vardı? Bahsettiğiniz mübarek ulu zat, efendimizden daha mı muteberdir?"
Böylece, yeni bir şey düşünmek, yeni bir şey yapmak gayretine girmemizi engellemek istediler.
Bir zat var, her şeyin en iyisini biliyor, o zat her şeyi düzeltiyor, her şeyi düşünüyor, biliyor, uyguluyor. Ölmüş olmasının hiçbir önemi yok. Ne dediyse, ne yaptıysa, ne öngördüyse hepsi mükemmel, onun sözü üstüne söz söylemek asla mümkün olmaz.
Bir sıkıntın mı var, koş onun türbesine. Söyle derdini, yap şikayetini iste ondan ne istersen. Hepsi tamamdır.
İşte bizlerin beynini böyle hurafelerle doldurdular.
Halbuki bizim inancımızda, her insan fanidir, ölümlüdür, ölen insanın amel defteri kapatılır, yeryüzünde artık onun kendi eliyle yapacağı bir şey olamaz. Amel defteri açık olanlar vardır ama bu onun dünyada iken Allah rızası için yaptığı, bıraktığı eserlerden gelen sevaplardan oluşur (veya kötü eserlerden gelecek günahlardan). Ölen bir insan artık dünyada herhangi bir tasarrufta bulunamaz.
İnancımızda, "insanı ululaştırmak, Allah'ın sıfatlarını insana yüklemeye çalışmak, ancak Allah'ın yapabileceklerini bir insanın yapabileceğine inandırmaya çalışmak, inanmak, Allaha ortak koşmaktır, şirktir." denilirken, biz sevdiğimiz, özendiğimiz, örnek aldığımız, önemli hizmetler etmiş mübarek zatları öyle ululaştırdık ki onlara Allah'ın sıfatlarını vermeye başladık.
Evet, nankör olmayalım, bize hizmet eden güzel insanları unutmayalım, onlar için dualarda bulunalım, ama onları ululaştırmayalım, Allah'ın gücüne, makamına ortak etmeyelim.
Bunu dedik ya, hemen çıkıp birileri de "Öyleyse ne kadar mübarek zatın mezarı, türbesi, ziyaretgah varsa yıkalım, yok edelim, buralara ziyaret etmek onları ululaştırmaktır ve şirktir" diyerek bin beş yüzyıl içinde İslam'a hizmet eden ne kadar mübarek zat varsa hepsinin izini tozunu silmeye kalkmış, bir dikili taşını dahi bırakmamıştır.
Vehhabilikten bahsediyorum.
Ellerine 1918'de İngiliz desteğiyle geçirdikleri kutsal topraklardaki devlet yönetiminin ilk beş yılında aynen bunu yapmışlardır. Bugün İslam'ın en önemli bölgesi olan Mekke ve Medine bölgesinde bin beş yüz yıllık İslam tarihiyle ilgili sadece iki eser kalmıştır. Biri Kabetullah, diğeri Ravzayı Mutahhara.
Sözümün başında "Bizi bizim dilimizle vurdular" derken bunları kastediyorum.
O zaman şu sorunun da sorulması gerekir:
Bizi bizim dilimizle kim ya da kimler vurdu?
İnşallah bunun da cevabını bulmalıyız, bulacağız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Karakaşlı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manşet Aydın Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manşet Aydın hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Manşet Aydın editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manşet Aydın değil haberi geçen ajanstır.



Aydin Markaları

Manşet Aydın, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 315 77 79
Reklam bilgi